"23 Şubat'ta Çeçen ve İnguşların Kazakistan, Sibirya ve Orta Asya'ya sürülüşlerinin YıL döNüMü
aCı GerÇekLer !
carkale'de yapılan 23 Şubat 1944 yas törenlerine katılan sürgünün mağdurları acı günleri anlattı.
Gudermesli Saidat Murtazaliyeva'nın hafızasında hala dipdiri olan anılarında tüyler ürpertici bir perdeyi şöyle araladı:
"O soğuk günlerde sekiz yaşındaydım, ama yaşıma bakmaksızın sürgüne götürüldüğümü anladım. Vagonumuzda, (tabi böyle adlandırılabilirse, çünkü daha çok bakımsız bir domuz ahırına benziyordu) çoğunlukta kadın vardı. Ve adını hatırlamıyorum ama doğum yapmak üzere olan bir kadın aramızdaydı. Gece sancısı başladı, güzel bir ikiz doğurdu, kız ve oğlan. Sabahleyin cesetleri toplamaya başladıklarında kadın askerlerden yeni doğan bebeklerini kum çuvalının altına sakladı. Ama bebeğin ağlaması kadını ele verdi. Oğlunu kurtarmak için kadın canavarlara kız bebeği verdi ve subaylar ölene kadar ayakları ile bebeği dövdüler. Bugüne kadar halen böyle bir şeyin nasıl yapabileceğini anlamıyorum. Kadının sabaha kadar yaşayabileceğini düşünmemiştim. Ama yüzünde gözyaşı bile yoktu. Çünkü gözyaşını bu olaydan birkaç gün önce kocası ve iki erkek kardeşi öldürüldüğünde tüketmişti. Onun artık kızının hayatı karşılığında kurtardığı yeni doğan oğlundan başka kimsesi yoktu. Götürüldüğümüz Kazakistan'da onu iki kez daha gördüm. Son gördüğümde kocası, iki erkek kardeşi ve kızı için hazırladığı boş mezarların başındaydı".
89 yaşındaki Mesirbek Ganaşev de göz yaşlarını gizlemeden konuştu: "23 Şubat'ta Çeçen ve İnguşların Kazakistan, Sibirya ve Orta Asya'ya sürülüşlerinin yıldönümü. Şubat 1944 kardeş halkların tarihinde kara bir sayfa. Yolda her gün açlık ve soğuktan insanlar öldü, demir vagonlar sadece cesetleri almak için açıldı ve çok nadir olarak kova ile vagona su almaya müsaade ettiler. Daha çok da uzun mesafelerde bulunan istasyonlardan kar almaya izin verdiler. Tüm halk Stalin rejiminin esiri oldu. Dana ahırı vagon dar idi, yatacak hiçbir yer yoktu, insanlar oturarak zor sığıyordu, bundan dolayı sırayla yatmak gerekiyordu, sadece çok ağır olanlar dinleniyordu. Birçoğu hasta idi, özellikle de çocuklar. Beş yaşındaki bir erkek çocuğunu hatırlıyorum. Ateşi vardı ve su istiyordu. İstasyonların birinde çocuğun annesi onu vagona bakan subaya yaklaştırdı. Hiç değilse oğlu için kar almayı rica etti. Kadının yalvarışına vagonda bulunan ihtiyarlar da katıldı. O zaman asker ağlayan çocuğu kaptı ve vagondan çıktı. Biz hepimiz sevinçle ona su vereceğini düşündük. Ama bu subay cesetlerin bulunduğu araçlardan birine çocuğu fırlatarak bağırdı: 'Tamam! Artık su gerekmeyecek!' Zavallı anne arabaya doğru fırladı ama duyulan silah sesi onu sonsuza kadar durdurdu. O zaman büyük oğlu da katile saldırdı, ama onu da aynı dehşet karşıladı. O da vuruldu. 13 günlük yolculukta sadece bizim vagondan 24 ceset çıktı. Ölenlerin çokluğu nedeni ile tüm cesetler defnedilmiyordu, birçoğu demir yolu boyunca defnedilmeden öylece bırakılıyordu."
DURDUĞUNUZ YERDEN
NASIL GÖRUNUYOR
ÇEÇENİSTAN ?
Sıcak odalardan karlı Kafkas dağları görünür mü? Durduğunuz yerden nasıl görünüyor Çeçenistan? Görünüyor mu gerçekten?
Duyuyor musunuz Çeçen çocuklarının ağıtlarını? Görüyor musunuz Çeçen analarının göz yaşlarını? Çeçenistan'da toprağa düşen özgürlük savaşçılarının,salt kendileri için değil hepimizin onuru için savaştığını ve öldüğünü biliyor musunuz?
Biliyor musunuz Çeçen dağlarında her gün kaç İsmail kurban olup toprağa düşmekte? Rabbim, kaç kurbana bedel toprağa düşen her bir yiğit? Her birimiz Haşimoğulları'nın yaşlı reisi Abdulmuttalip kadar bile olamadık. Canlarını ortaya koyan bu yiğitler için, sürülerinden vazgeçecek kaç kişi var
Kurban olanlar orada, bayram yapanlar burada? Bu nasıl iş? Bu utancın altından nasıl kalkılır? İnsan kendi benliğine nasıl izah eder bunu? Nasıl teselli bulur kabaran yürekler? Nasıl yüzü tutar insanın Rabbine karşı?O'na nasıl açıklar kurbanı, nasıl açıklar bayramı, nasıl açıklar halini?
Ya Çeçenistan'dan buralar nasıl görünür? İslami kılıf geçirilen sefahatler,yeşile boyanan israf ve depdebe, müslüman yüreklerde hortlayan saltanat aşkı, 'mütedeyyinleşen' şaşaa ve debdebe de görünür mü?
Çeçenistan'dan bizim elleri seyreden melekler ne düşünürler? Ne haber verirler? Kim için, neyi isterler? Kime, nasıl dua ederler? Kime ne getirirler,hangisinden neyi götürürler? Oranın karnesine neyi yazarlar, buranın karnesine neyi? Melekler ağlar mı? Ağlarsa kimin haline ağlarlar; onların halinemi, bizim halimize mi?
Çeçenistan'dan yükselen çığlık yüreğime bir yumruk gibi gelip oturuyor.Dinledinizse bile, bir daha dinleyin:
"İbadet eden yaşlılara!
Kadınlara, analara!
Ümmetin önderlerine, Allah'a yönelen herkese!
Bu çağrı hepinize:
Savaş gitgide kızışıyor, yürekler paralanıyor. Durum çok ağır ve düşmanın vahşice saldırıları dinmek bilmiyor. Dünya ölçeğinde tüm kafirler işbirliği içinde, bize karşı dümenler çeviriyorlar. Uçaklar, en korkunç bombalar yağdırıyor üzerimize. Toplar ateş kusuyor. Dağlar, dağlarımız kar ve buzlarla kaplı; soğuk donduruyor.
...
Ey İslam ümmeti! Aranızda Allah'la sözleşmesine sadık kalanlar yokmu? Samimiyetle ve engin bir tevazu içinde ellerini semaya kaldırdığı zaman duası reddedilmeyecek kimseler yok mu? Yoksa bizi dualarınızda bile unuttunuz mu? Nerede gece yarıları, gök kapılarının açıldığı müstesna zamanda Allah'a yolladığınız ısrarlı talepler? Namazınızı topyekün bir duaya dönüştürecek olan kunutlar şimdi değilse ne zaman?
Allah'ın Rasulü şehit edilen arkadaşları için günlerce kıldığı ve kıldırdığı her zamanda kunut duaları etmişti. Bugün binlerce müslüman kardeşiniz öldürülürken,sizin desteğiniz nerede?
"Ey İslam ümmeti! Dualarınızda bizleri unutmayın, zafer için bizi destekleyin!"
ALINTI...