Değerli Site Müdavimleri,
22 Mayıs 2010 tarihinde ben de Kefken'deki Çerkeslerin Soykırım Sonucu Uğradıkları Sürgünün 146. Anma Törenleri'ndeydim. Bu kapsamda;
Çalışarak, uğraşarak bu çok anlamlı, anma törenini büyük bir şevk ve heyecanla hazırlayan dernek yöneticileri ve alt kadrolarına,
tüm hava muhalefetine rağmen, bu günün anlam ve önemi nedeniyle oraya özel olarak gelen hemşehrilerime,
Eğer okuyorlarsa, Kefken yerli halkına bizim sürgünümüze duydukları saygı ve mütevazi bir şekilde el sallamak suretiyle bile olsa güle güle demelerine ve güler yüzle karşılamaları nedeniyle teşekkür ederim. Törene gelecek olursak;
Öncelikle saat 16.00'da anıtta yapılan konuşmaları çok anlamlı buldum. Tüm yapılan konuşmalarda kimse tarafından herhangi bir itirazın olmaması, bir tartışmanın çıkmaması ve KAFFED Başkanı Cihan beyle resim çektirme yarışına giren gençlerin görüntüleri çok ümit verici bir durumdu.
Buradaki aksaklıklar;
Konuşmalar sonunda yapılan duanın ardından dağıtılan pirinç pilavı ve ayranların dağıtılması sırasında fazlaca sıra kargaşanın olması, (en sonlarda ise pilav için çatal/kaşık yetmemesi idi.)
Bir de etrafta pet tabak, kaşık ve ayran kutularının etrafta bıraktığı çöplerdi. İnşallah bu (önemsiz) sorunlar da gelecek yıl çözülür.
Sahilde anma töreni ise kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi. Ortamda çok mistik bir hava vardı.
Zaten arka fonda çalan Yistabılako müziği havayı tamamen istenen şekle getirmeye yetiyordu.
Kalabalık çok arttı, rakamı tam bilemiyorum ama insanda heyecan yaratacak kadar deyim, siz anlayın. Kimler yoktuki;ta Hatay Reyhanlı'dan, Adana'dan, Ankara'dan ve diğer etraf bölgelerden gelenler.
Akşam hava kararmadan denize çelenk atılması, ardından gül ve karanfillerin oluşturduğu denizin üstündeki hüzün dolu renk cümbüşü oluşturdu.
Sonrasında denizden anma ile ilgili üç dalgıç tarafından çıkarılan bir döviz, hemen arkasında Adige ve Abhaz bayrağı, ortasında da Türk bayrağı heyecanı kademeli olarak yükseltti.
Denizciler kıyıya çıkmadan günün anlamını çok güzel ifade eden denizden havaya aydınlatma fişeği atıldı. Bu fişeğin denizciler ne anlama geldiğini çok iyi bilirler. Denizde kaybolduğunda çanından ümit kestiğinde, etrafında kara yok, insandan eser yok, çok uzaktan geçen bir uçak, helikopter ve geminin görebilmesi için o zaman aydınlatma fişeğini havaya atarsın. Fişek en tepeye çıktıktan sonra yanar ve çok ağır bir şekilde etrafını aydınlatarak denize düşene kadar insanın hayata tutunduğu ümidi olur. Tıpkı Çerkes milletinin ihtiyacı olan var olma ümidi gibi. Allah'tan dileğim 22 Mayıs'ta atılan bu aydınlatma fişeğinin görülmesi, SOS'in alınması.
Hava kararınca NART ATEŞİ yakıldı. Bu ateşin de büyük heyecan yarattığını belirtmem gerekir.
Orada gördüğüm ve beni en çok etkileyen manzara ise gelenlerin yaşlı, bayan, bay, orta yaşlı, çocuk ve gençlerden oluşması idi. Yani halk kelimesini anlatacak tüm ögeler vardı.
Bu etkinlik için banka hesabına para yatırılmasını msn adreslerimize göndermişlerdi. Değerli dostum Mefewut Nartan gibi bana da baştan biraz soğuk bir fikir gibi gelmişti. Ama yerinde gördümki o pilav bizim adımıza idi. Eğer "bizim adımıza geçmişlerimizin canına değsin diye pilav dağıtılacaksa, bizde bir zahmet 10,00 tl. bile yardımda bulunmalıyız" diye düşünmeden edemedim.
Bu nedenle emeği geçen tüm değerli insanımıza, bana bu duyguları yaşattıkları için teşekkür ederim.
Değerli katılımcılar; Allah izin verirse ben gelecek yıl tekrar gitmeyi şimdiden kararlaştırdım. Sizlerin de büyükleriniz, küçükleriniz, eşiniz dostunuzla gelmenizi ve o kutsal havayı soluyarak Çerkesya Sürgünlerini ruhunuzun derinliklerine kadar anlamanızı dilerim.