avatar
Tarih: 16-04-2014, 21:57 Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! (Oturum AçKayıt Ol)

E-Kafkasya Forumlarina hos geldiniz.
Uyelik ve Sifre sorunlari icin email adresimiz bilgi@e-kafkasya.com

Yeni Cevap 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
12-01-2010, 13:07
Mesaj: #1
ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
Çerkes Ethem

Büyük Çerkes sürgününde Kafkasya'nın Şapsığ yöresinden göçederek Bandırma'ya yerleşen bir Adıge ailesindendir. 1886 yılında Emre Köyü'nde doğdu. Pşevu Ali Bey'in oğludur. Rüşdiyeyi ve Küçük Zabit Mektebi'ni bitirdi. Balkan Savaşları'na katılarak yaralandı. Birinci Dünya Savaşı'nda Sencer Eşref Bey'in yönetimindeki Teşkilat-ı Mahsusa'da çalıştı. Dr.Hanakhe Reşit Bey'in (Diyarbekir Valisi) ve Aşharuva Rauf (Orbay) Bey'in emrinde Irak ve İran'da görev yaptı. Bu arada yaralanarak Bandırma'ya döndü. Mütareke devresinin başlangıcında İzmir yöresinde bazı siyasi eşkıyalık olaylarına adı karıştı. Yunanlıların İzmir ve çevresini işgali üzerine Anadolu'ya geçen Aşharuva Rauf Bey'in ve Zaraho Bekir Sami Bey'in uyarılarıyla Yunanlılara karşı eyleme geçti. Ağabeyleri Reşit ve Yüzbaşı Tevfik Bey'lerle birlikte Bursa ve Balıkesir yöresindeki Kafkas göçmenleri arasından topladığı gönüllülerle önce Ayvalık, sonra da Akhisar ve Salihli yörelerinde Yunanlılara karşı savaştı. Örgütçü yeteneğiyle diğer bazı Kuvay-ı Milliye çetelerini de tasfiye edip kendi güçlerine katarak Yunanlılara karşı sağlam bir cephe oluşturdu. Yunan ilerlemesinin "Milen Hattı" üzerinde durdurulmasında en büyük rolü aldı. Emrindeki atlı güçlere 14. Kolordu Komutanı Met İzzet Yusuf Paşa tarafından "Kuvay-ı Seyyare" adı verilmişti. 1920 yılı boyunca birlikleri, zaman zaman Yunan cephesine çekilerek Marmara yöresi ve İç Anadolu'daki karşı ihtilal hareketlerinin bastırılmasında vurucu güç olarak kullanıldı. Bu suretle TBMM'nin toplanarak ülkenin kaderini eline almasında önemli bir rol oynadı.

Düzce, Adapazarı, Çorum, Yozgat gibi ayaklanma bölgelerinden toplayarak güçlerine kattığı yeni gönüllülerle daha da güçlenerek TBMM hükümetinin dayanağı en güçlü Kuvay-ı Milliye Komutanı haline geldi. Kendisine resmen "Milli Kahraman" ünvanı verilerek TBMM'nde ayakta karşılandı. Fakat birliklerinin kendine özgü yapısı ve genellikle Kafkas göçmenlerinden oluşması kuşkular yarattığı gibi, ayaklanma bölgelerinde verdiği yersiz idam kararları ve köyleri yaktırması hemşehrileri arasında da kendisine karşı antipati uyandırmaya başlamıştı. İç Anadolu'da Çapanoğulları'nın yönlendirdiği karşı ihtilal hareketini bastırmak için Yozgat yöresinde bulunduğu sırada, Yunanlıların iki koldan saldırıya geçerek Bursa, Balıkesir ve Uşak yörelerini işgal etmeleri üzerine tekrar bu cepheye çağrıldı. Düşman saldırısının durdurulmasında büyük başarısı görüldü ve Demirci yöresindeki savaşlarda üstün Yunan güçlerine karşı büyük bir başarı kazandı. Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa'nın Moskova Büyükelçiliği'ne atanarak yerine İsmet Bey'in getirilmesinden sonra Ethem Bey ve kardeşleri ile Mustafa Kemal Paşa ve hükümet arasındaki anlaşmazlıklar belirginleşmeye başladı. Bir yandan Nizami Ordu'nun güçlendirilmesi için bir engel olarak görülen Kuvayı Seyyare öte yandan da Anadolu ihtilaline el koymaya çalışan sol akımlar ve Enver Paşa taraftarları için hazır bir potansiyel olarak değerlendiriliyordu.

Ethem Bey'in Yozgat ayaklanmasının bastırılması sırasında hükümet üzerinde giriştiği bazı güç gösterilerinden de kuşkulanan Mustafa Kemal Paşa, sol eğimli Yeşilordu Cemiyeti gibi Kuvayı Seyyare'yi de dağıtmaya karar vermişti. Durumu değerlendiremeyen Ethem Bey ve kardeşleri çeşitli olaylar karşısında yaptıkları hissi çıkışlarla siyasi hasımlarının eline yeni kozlar verdiler. Met Yusuf İzzet Paşa, Hakkı Behiç Bey gibi aydın ve niyetli hemşehrileri tarafından kendilerine yapılan bazı uyarıları da değerlendiremediler. Böylece 1920 yılı sonunda, Mustafa Kemal Paşa, bir yandan Pşevu kardeşleri gelen giden kurullarla oyalarken bir yandan da meclise haber vermeksizin Batı Cephesi birliklerini Kuvayı Seyyare üzerine sevketti. Diğer düzensiz Kuvayı Milliye güçlerinden de bir yardım sağlamayan ve Yunana orduları ile Türk Nizamı orduları arasında sıkışan Ethem Bey, Yunanlılarla bir mütareke yaparak küçük çarpışmalarla geri çekilmeye başladı. Bu arada infiale kapılarak TBMM'ne çektiği hakaretamiz telgraf, TBMM'nde bütünüyle aleyhine dönmesine neden oldu. Lozan Anlaşması'ndan sonra da 150'lik listeye dahil edildi. Bunun üzerine önce Mısır'a sonra da Ürdün'e giden Ethem Bey buradaki Kafkas göçmenleri arasında sessizce yaşadı. Kardeşlerinin aksine, 150'liklerin affından sonra da Türkiye'ye dönmedi. 1948 yılında Amman'da öldü ve bir Çerkes mezarlığına gömüldü.

ESERLERİ
[i]Anılarım
Berfin Yayınları / Anı Dizisi


________________________________________

BİLİNMEYENLER..

Bugünkü Türk Basını’nın temeli ve yeni cumhuriyetin sesi olan Anadolu Ajansı’nın Kuzey Kafkasya hükümeti tarafından Şark Cephesi kumandanı Kazım Karabekir Paşa’ya gönderilen 45.000 Lira’nın 8.000 lirası ile kurulduğunu,

-Erzurum Kongresi'ne katılan delegelerden

Hüseyin Rauf Orbay (Abaza)
Bekir Sami Kunduk (Asetin)
Ibrahim Süreyya Yigit (Abaza)
Muzaffer Kılıç (Abaza)
Rize Delegesi Avukat Hakkı Bey (Abaza)
Suşehri Delegesi Ismail Hakkı Bey (Çeçen)
Bekir Kubat (Asetin)
Osman Nuri Tufan (Dağıstanlı)
olduğunu...

-Sivas Kongresi'ne katılan delegelerden

Hüseyin Rauf Orbay (Abaza)
Bekir Sami Kunduk (Asetin)

Hakkı behiç bey (Adige)
İbrahim süreyya bey (Abaza)
Emir Marşan paşa (Abaza)
Ömer Mümtaz Tanbiy (Kaberdey)
Hikmet Boran bey (Abaza)
Muzaffer Kılıç bey (Abaza)
Osman Nuri Tufan bey(Dağıstan)
Rize delegesi Osman bey (Abaza)
Manyaslı Yusuf bey (Adige)
Uzunyaylalı Kamil polat bey (Kaberdey)

olduğunu...

- Sivas Kongresi’ne katılan delegelerin konuk edilip ağırlanması ve güvenliklerinin sağlanmasında daha sonrasın da ise 3.Kolordu’nun iaşesinin temininde Sivas ve Uzunyayla yöresi beylerinin çok önemli yardımları olduğunu... Maraş işgali ile mücadeleye giden Kılıç Ali bey'in Pınarbaşı’na uğradığını kendisine At ve Gönüllü asker verildiğini...

- Beşiktaş Kulübü’nün bir Çerkes aydını önderliğinde Mehmet Fetgerey Şöenu tarafından kurulduğunu,

- Osmanlı İmparatorluğu’na sürülen Çerkeslerden bir bölümünün Kafkasya’ya geri dönmek istediğini ancak bunun Osmanlılar ve Ruslar tarafından sınırın her iki tarafına yerleştirilen 25.000 kişilik silahlı birlik tarafından engellendiğini

- Amasya Tamimi, Yeni Cumhuriyetin kuruluş manifestosu olarak kabul edilir. O Dönemde Amasya vilayetinde: Güvenlikten sorumlu birliklerin başında 5.Kafkas Tümeni’nin geldiğini; Tümen komutanı Cemil Cahit Toydemir, Alay komutanı Şemsettin Jular, Tabur komutanı Osman Onarak gibi pek çok üst düzey komutanın Çerkes olduğunu Yörenin Asayişten sorumlu bir diğer birliği olan Amasya Jandarma kumandanlığının başında bulunan binbaşı Mmer bey'in Çerkes olduğunu...

- Karadeniz bölgesinde Pontus Rumlarının yarattığı teröre karşı oluşturulan milis güçlerinin başında (Berzeg Kazım bey,Berzeg Ekrem bey, Zeşo Tahir,Şetoh Musa gibi) pek çok ulusal mücadele yanlısı Cerkes müfreze kumandanının
bulunduğunu... (İlk Müfreze)

- Bunların Mustafa Kemal'in Samsun'a ayak bastığı andan başlayarak bölgedeki seyahati boyunca güvenliğini sağladıklarını...

- Kurtuluş Savaşı'nın ilk Kuvay-i Milliye Birliğinin Beyşehir Çeçenleri tarafından oluşturulan "Yoldaş Birliği" olduğunu...

-Batı Cephesinde Kuvay-i Milliyenin ilk kurşununun bir Cerkes köyü olan Hacı İlyas(İlk Kurşun) köyünde atıldığını

Biliyor musunuz!
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
12-01-2010, 13:20
Mesaj: #2
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA YAZILIP,ÇİZİLENLER..

[justify]"Suçlular affedilmeyi kabul eder, ben suçlu değilim. Aziz vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim. Bugün dahi sebeplerini bilmediğim için izahtan mahrum olduğum sebeplerle memleketim, vatandaşlarım ve tarih huzurunda ihanetle tescil edilmiş durumdayım. Kesinlikle ithamların ağır mesuliyetine layık bir günahkar değilim; fakat gerçekleri tarafsız bir mahkeme huzurunda izah edebilecek miyim? Hayır. O halde gurbette devam edecek ve gurbette öleceğim. Ta ki akıbetim günün birinde o ilk günlerin tarihini yazmak isteyen kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi baştan sona ele alsınlar. Belki çok hatalarım olduğunu, fakat asla vatan haini olmadığımı tespit etsinler."
Çerkez Ethem
"Ethem Bey yalnız olsaydı bana olan bağlılığını muhafaza ederdi. Onun için üzgünüm, yoğun işler arasında onunla yeterince ilgilenemedik."
Mustafa Kemal Atatürk
"Ethem Bey ihanete zorlanmıştır; fakat hain olmamıştır. Türk Milli Mücadelesi''nde ayrı bir emeğin sahibidir."
Ali Fuat Cebesoy
"Ethem, kardeşleri gibi de değildir, ithamları Mustafa Kemal Paşa''nın şahsı ve makamıyla kesinlikle alakalı değildir. Ethem kurban gitmiştir ve hizmeti de çok büyüktür."
Celal Bayar

İmage
Çerkez Ethem ve Atatürk Yozgat İsyanı'nı bastırmak üzere görevlendirilen Çerkez Ethem (sağdan üçüncü) (1885 - 1948) ve adamları İstasyon'daki karargah binası önünde Mustafa Kemal'le – Haziran1920

"Beni ihanetle itham edenlere soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevzide esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?"
Çerkes Ethem

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecini ana hatlarıyla da olsa incelemiş olan bütün araştırmacıların hem fikir oldukları bir konu var: Kurtuluş Savaşı'nın hayati öneme sahip aşamaları geçildikten sonra M. Kemal'in önderliğindeki Ankara ekibi tarafından (Çerkes Ethem) hain ilan edilip tasfiye edildi. O günden bu güne epeyce şey söylendi ve yazıldı. Yazılanlarda doğrular olduğu gibi yanlışlar da var.
Çerkez Ethem'i Çerkez Ethem yapan süreç ağırlıklı olarak Kurtuluş Savaşı'nın 1919-1920 yıllarıdır. Çerkez Ethem esas olarak bu süreçteki tutumları ve mücadelesiyle tarihsel bir kişilik halini almıştır.
Çerkez Ethem Kafkasya'dan Anadolu'ya sürgün edilmiş ve Bandırma'nın Emreköy isimli köyüne yerleşmiş Çerkez (Şapsığ) bir ailenin beşinci erkek çocuğu olarak 1886 yaılında dünyaya gelmiştir. Babası Ali Bey'in ekonomik durumu fena sayılamayacak bir düzeydedir. Çerkez Ethem'in İlyas ve Nuri ismindeki iki ağabeyi Rumlarla girilen çatışmalarla ölmüşlerdir. Diğer iki ağabeyi Reşit ve Tevfik, babaları Ali Bey tarafından Harbiye'ye gönderilmişlerdir. Çerkez Ethem de ağabeyleri gibi Harbiye'ye gitmeyi çok arzular. Ancak babası Ali Bey "Çakır" diye hitap ettiği en küçük oğlu Ethem'in sürekli olarak yanında kalmasını ister. Çerkez Ethem 19 yaşına geldiğinde babası Ali Bey'in düşüncesi bedel-i nakdi vererek onu askere göndermemektir. Bu durumu hisseden Çerkez Ethem Bandırma'dan İstanbul'a kaçar ve askerlik hayatına başlar. Başçavuş olarak terhis olur. Balkan savaşına çürük sulu Mahmut Paşa ismindeki Osmanlı Subsayı'nın yönettiği kolorduda subay vekili olarak görev alır ve Bulgar cephesinde yaralanır.
Teşkilat-ı Mahsusa ile ilk bağlantı
Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında büyük ağabeyi Reşit Bey aracılığıyla Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişki kurar. Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişkili olduğu dönemde Ruslara, İngilizlere çeşitli yörelerde faaliyetler yürüttüğü bilinir. Ancak fazlaca bir detay yoktur. En somut bilgi Teşkilat-ı Mahsusa içinde yer aldığı dönemde Irak seferinde yaralandığı ve yaralı olarak Bandırma'daki baba evine döndüğüdür.
Çerkez Ethem'in kendisi de anılarında bu döneme ilişkin pek bir şey söylememektedir. Çerkez Ethem iyileştikten sonra Ege Bölgesi'nin sosyo-ekonomik yapısının bir sonucu olan ve ezilen yoksul kesimin toplumsal muhalefetinin aldığı bir biçim olan efeliğe ilgi duymaya başlar. Yerel otoritenin ve jandarmanın zulmüne karşı yoksul köylülerin taleplerini sahiplenir.
Teşkilatın emrinde kurtuluş mücadelesi
30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı açısından son derece ağır bir yenilginin kağıt üzerinde resmileştirilmesi olan Mondros Anlaşması Ahmet İzzet Paşa Hükümeti tarafından imzalanır. Anlaşmayla birlikte yenilmiş Osmanlı ordusu büyük ölçüde silahsızlandırılarak tasfiye edilmişti. İstanbul İngiliz emperyalistleri tarafından fiilen işgal altına alınmıştı. Ayrıca emperyalist güçler Yunanlıların Batı Anadolu Bölgesi'nde nereleri işgal edeceklerini içeren haritalar çizmişler, Yunanlılar da işgal hazırlıklarına başlamışlardı. Fransızlar ve İtalyanlar işgal hazırlığında idi. Tüm bu gelişmeler karşısında İstanbul hükümeti sessiz kalıyor, emperyalist güçlerin ardı arkası kesilmeyen isteklerine, dayatmalarına boyun eğmekten başka çıkar yol bulamıyordu. Gelişmeler karşısındaki tepki, Anadolu'da halktan ve halkın tepkilerini sahiplenen efelerden gelen tepkilerden ibaretti. (Ege'de Ethem, Demirci Efe, Yörük Ali, Çukurova'da ise Salih Bey'in faaliyetleri örnek olarak verilebilir.)
Emperyalist işgal sürecinin başlangıcındaki tablo bu idi. 15 Mayıs 1919'da Yunanlılar İzmir'e asker çıkartmışlar ve hızla Ege Bölgesi'ni işgal etmeye yönelmişlerdi.
Çerkez Ethem Kurtuluş Savaşı'na katılımını hatıralarında şöyle aktarıyor:
"Umumi Harbin neticesi olarak en ağır şartlarda Mondros Mütarekesi kabul ettirilmesine rağmen galip devletler mütareke hükümlerini bozmaya başlayınca, İzmir'de teşekkül eden gizli cemiyetin kararı ile ben ilk isyan bayrağını tam 2,5 yıl önce aşmıştım."
Çerkez Ethem bu sözleri 1921 yılını ilk ayında söylediğine gere 2,5 yıl önce derken kastettiği yıl 1918 yılının 2. yarısı olması gerekiyor. Çerkez Ethem'in anlattığı şeyler içerisinde irdelenmesi gereken bir başka konu da sözünü ettiği gizli örgüt konusudur. Bu örgütün Teşkilat-ı Mahsusa olması büyük olasılıktır.
Tartışmalı fidye olayı
Çerkes Ethem'le ilgili çalışmalarda farklı yorumlara ve tartışmalara neden olan bir fidye olayı vardır. Çerkez Ethem 12 Şubat 1919 tarihinde İttihatçı olduğu söylenen İzmir Valisi Rahmi Bey'in oğlunu kaçırır ve 50 bin lira fidye alır. Önce bu konuda yapılan değerlendirmeleri aktaralım.
Doğan Avcıoğlu: "Çerkezler ile Müslümanların en içten koruyucusu olan Büyük Britanya'ya manevi bağlılık ve saygı duygularını göstermeyi başaramayan Ethem Bey, İngilizlerin tutukladıkları valinin oğlunu kaçırarak İngilizlere saygı göstermektedir. (Milli Kurtuluş Tarih C.2 Sayfa.576)
İzmir'de karaya çıkan Yunan askerlerine ilk kurşunu sıkmakla ünlenen gazeteci Hasan Tahsin ise olaya ilişkin olarak "Çerkez Ethem Bey ve arkadaşları Rahmi'nin
İttihak ve Terakki uğruna kullanacağı bu altın bombayı elinden alarak kansız ve arızasız bir biçimde şu zavallı vatanın selametle ilerlemesine güçleri ölçüsünde hizmeti düşünmüşler. (Doğan Avcıoğlu Milli Kurtuluş Tarihi, c.2, sayfa 579)
Çerkez Ethem Olayı isimli kitapta Cemal Şener de, Çerkez Ethem'in kaçırma olayını, Demirci Efe'nin Derviş Ağa isminde bir kişinin oğlunu kaçırmasına özenerek kişisel nedenlerle gerçekleştirmiş olabileceğini öne sürüyor. (Aynı kitapta) Çerkez Ethem'in o sıralar İttihatçı düşmanı kesilmiş olduğunu bu olayın da bundan kaynaklanmış olabileceğini belirtmektedir. Bu son derece subjektif bir değerlendirmedir.
Çerkez Ethem'in kendisi ise konuya ilişkin şu açıklamayı yapıyor:
"Seyyah haldeki kuvvetlerimin iaşelerini kendi yöntemlerimle temin ederdim. Bir yerde kaldığımız zamanlarda İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden önce Müdafa-i Hukuk ve işgalden sonra reddi ilhak ve daha sonraları Müdafa-i Milliye Cemiyetleri vasıtasıyla askerlerimi beslerdim. Maaşlarını da bu cemiyetler vasıtasıyla verirdim. İşgalden önce Yunan tehlikesi belirdiği zaman İzmir Valisi Rahmi Bey'den 50 bin Lira isyanları bastırma sırasında Adapazarı tüccarlarından Arapzade bilmem kimden, bir de Karacabey eşrafından birisinden 5 bin Lira almıştım. Cephaneleri teşvik etmek kuvvetlerimi tutmak, itilaf devletlerinin işgalindeki Afyon ve Kütahya mühimmat depolarından gizlice cephane alabilmek için bana para lazım." (Ç. Ethem Anıları Berfin Yayınları, sayfa 8)
Rahmi Bey'in oğlunun kaçırılıp fidye alınması olayının doğruluğu ve yanlışlığı bir kenara kabul edilmesi gereken gerçek, Ethem'in henüz Yunan askeri İzmir'e çıkmadan önce birtakım hareketlilik ve faaliyetlilik içinde olduğudur. Ethem anılarında "Yunan tehlikesi belirdiği zaman" diyerek olayı hangi amaçla gerçekleştirdiğini açıklamaktadır. Avcıoğlu'nun eylemin İngilizlere saygı gösterisi için yapılmış olduğu şeklindeki değerlendirmesinin tutarlı bir yanı yoktur. Çerkez Ethem o sıralar kendi ifadesi ile Yunan tehlikesine karşı isyan bayrağı açmış durumdadır. Yunan tehlikesinin ardındaki gücün İngilizler olduğu çıplak olarak ortada dururken Çerkez Ethem'in savaşmayı planladığı yüzün arkasındaki yüze saygı gösterisinde bulunabileceğini düşünmek büyük bir subjektifliktir.
Ethem'in babası Ali Bey'in ekonomik durumunun iyi bir düzeyde olduğu başka kaynaklarca da doğrulanmaktadır. Çerkez Ethem'in kişisel nedenlerle gerçekleştirmesi için bir sebep yoktur. O dönemlerde Çerkez Ethem'in hızlı bir İttihatçı düşmanı olduğu da tartışma götürür bir konudur. Çerkez Ethem'in kendisi böyle bir gelişmeden hiç söz etmemektedir. Daha sonraki süreçteki ilişkiler iddia edildiği gibi hızlı bir düşmanlık değerlendirmesini doğrulamamaktadır.
Çerkez Ethem'in Anadolu'ya geçişi
Yunanlıların İzmir'e asker çıkarttığı yerel ve giderek Ege Bölgesinde irili ufaklı çatışmaların ve direnişlerin yaşandığı günlerde M. Kemal ve daha sonra Ankara ekibini oluşturacak olan kimseleri büyük çoğunluğu İstanbul'daki hükümet değişiklikleri ile kah sarayla, kah İngilizlerle pazarlık içerisinde kendilerine çıkış yolları aramakla meşguldü.
İşgalin ve direnişlerin yaygınlaşması üzerine bir kısmı parça parça Anadolu'ya geçmeye başlamışlardır. Parça parça Anadolu'ya geçenlerden biri Çerkez Ethem'in Teşkilat-ı Mahsusa günlerinden tanıdığı Rauf Orbay'dır.
Rauf Orbay, Çerkez Ethem'e Salihli civarında işgalin önünde barikat görevi görecek bir cephe oluşturma görevi verir. İzmir Valisi Rahmi Bey'in oğlunu kaçırıp 50 bin Lira fidye isteyen Çerkez Ethem'i İngilizlere saygı göstermekle suçlayan Doğan Avcıoğlu adeta kendini yadsıma pahasına Çerkez Ethem'in Salihli cephesini oluşturmasını şöyle aktarıyor:
Ethem 8 arkadaşıyla Salihliyle gelir. Orada çetecilikle yetişmiş Drmalılardan bazıları ile birleşir. Balıkesir, Gönen, Kırmanti, Bandırma ve Bursa'da sözünü geçirdiği Çerkezlere haber gönderip çağırır. Ve kuvvetlerine katar. İttihatçı diye İstanbul hükümetince peşine düşüldüğünden Akhisar bölgesinde dolaşan Serenli Parti Pehlivan da Ethem'in hizmetine girer. Böylece güçlenen Ethem kuvvetini arttırmak çabasındadır.
(Doğan Avcıoğlu Milli Kurtuluş tarihi, c.3, sayfa 1117)
Ethem'in de kabul ederek ve oluk oluk kan akıtarak oluşturduğu Salihli cephesi o sıralar Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle uğraşan M. Kemal ekibinin ciddi bir nefes almasını sağlar. Çünkü Salihli cephesi ile birlikte her geçen gün biraz daha genişleyen işgal cephesinin önüne önemli bir set çekilmiştir.
Salihli cephesinin oluşumunu bir başka yönünde cepheyi oluşturan Çerkez Ethem'i sonraları Ankara ekibini oluşturacak olan M. Kemal ve arkadaşlarıyla da resmi birlikteliğini başlangıcı olmasıdır.

Ankara'nın Ethem'e yegane kurtarıcı olarak sarılması
Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya padişahın donattığı yetkilerle ve İngilizlerin onayıyla çıkmasına karşılık, Anadolu halkının kendiliğinden işgal karşıtı bir eğilim içerisinde olduğunu görünce hızlı bir Milli kurtuluşçu kesilir. Rüzgar öyle esmektedir. Ayrıca rüzgar büyük ölçüde kendiliğindencidir. Merkezi bir önderlikten yoksundur. Mustafa Kemal Paşa kendisine tek otorite haline getirecek bir stratejiyle işe koyulur. Amasya Tamimi, Erzurum, Sivas Kongreleri Ege'de işgalcilere karşı çetelerin, efelerin oluşturduğu barikatlar sayesinde Ankara'da merkezi bir oluşum ortaya çıkarmayı başarır. Ne var ki oluşturulan bu merkezciliğin en küçük bir askeri gücü yoktur. Bütünüyle masa başı bir oluşum halindedir. Bunun farkında ve bilincinde olan M. Kemal Paşa bu önemli açığı ustaca kapatacak ya da handikap olmaktan çıkaracak yolu da bulmakta gecikmez. Anadolu'nun çeşitli yörelerinde işgale karşı direniş yürütmekte olan yerel güçleri iletişim ve haberleşmesini Ankara üstlenir. Ankara'nın bu iletişimi üstlenmesiyle birlikte bütün bilgiler, gelişmeler Ankara'da birleşmeye başlar. Bilgileri gelişmeleri kendisinde merkezileştiren Ankara yavaş yavaş kendisini mücadelenin direnişin merkezi olarak lanse etmeye başladı.
Mustafa Kemal Paşa Erzurum ve Sivas Kongreleriyle siyasi bir otoritenin Ankara'da oluşumu faaliyetlerini yürütürken Anadolu'nun ağırlıkla Ege Bölgesi olmak üzere çeşitli yörelerinde Kuvay-i Milliye adı altında yerel direnişler kendiliğinden giderek güçleniyordu. Bu gelişim işgalci emperyalistleri, İstanbul hükümetini ürkütmüş olacak ki birbiri ardına iç isyanlar patlak vermeye başladı. Bunların en önemlilerini inceleyelim.
Anzavur Ahmet isyanı
"Salihli komutanı Ethem Beyefendiye (10 Mart 1920)
Biga civarında kuvvetlerimizi bozmayı başaran Anzavur melunu birkaç gün önce Gönen üzerine ilerleyerek Kaymakam Rahmi Bey alayını yenmiş... Esir ettiği subayları ve askerleri halife adına yemin ettiriyor. Sonra serbest bırakıyor. Böylelikle zihinleri karıştırıyor. Ve Kuvayı Milliye aleyhine tahrik ediyor. Durumu tehlikeli gören kolordu komutanlarımız Yusuf İzzet Paşa Bandırmadan çekilmiş Anzavur ise Bandırma'ya girmiştir...Asilerin Balıkesir'i ellerine geçirmeleri Yunanlılarla ilişki kurmalarına olanak sağlayacaktıki, bunun ne kadar vahim bir sonuç doğuracağını tahmin edebilirsiniz...Bu yüzden bizzat ve herhalde kafi bir kuvvetle ve süratle Balıkesir'e hareket ediniz. 28. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey. (Çerkez Ethem Hatıralarım Berfin Yayınları sayfa 19-20)
Kuvayi Seyyare komutanı Çerkez Ethem bu telgrafı aldıktan iki gün sonra Balıkesir'e ulaşır. 9-10 saat süren bir yoğun çatışma sürecinden sonra Anzavur Ahmet'in kuvvetleri büyük bir bozguna uğrar.
Anzavur kuvvetlerinin dağıtılmasından sonra kısa bir süre sonra Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü ile Çerkez Ethem arasında şu telgraf konuşması geçer:
"İnönü: Merhaba Ethem Bey! Nasılsınız iyisiniz inşallah. Gazanız mübarek olsun.
Ethem: Merhaba Efendim. Teşekkür ederim. Ben iyiyim. Siz nasılsınız?
İnönü: Genel durumumuz iyi değil. Mustafa Kemal Paşa ve Reşit Bey yanımdalar. Makine başındayız. Size genel durumu izah ederken bazı acı haberlerde vereceğim.
Ethem: Söyleyiniz efemdim. Acı da olsa gerçeği bilmek daha iyidir.
İsmet Bey: Sizinle şu görüşmeyi temin edebilmek için çok zorluğu uğradık. Bazı yerlerde şimendifer tellerinden yararlandık. Birçok yerde itibarımız yoktur. Merkezde ise kuvvetimiz kalmadı...Bulunduğunuz yerde ikinci derecedeki işleri tümen komutanı Kazım Bey'e bırakarak Geyve Boğazı'nda Ali Fuat Paşa'nın yardımına koşmanızı rica ederiz.
Ethem: Yarın Geyve'ye hareket edeceğim.
Çerkes dediği gibi yapar. Geyve'ye ulaşır ulaşmaz hemen bir taarruz planı yapar.
Çerkez Ethem'in kuvvetleri ile İstanbul hükümetinin olan İnzibatiye Kuvvetleri arasında Geyve Boğazı'nın gerisinde şiddetli bir çatışma yaşanır. Kuvay-i Seyyare büyük bir başarı kazanır.
Düzce isyanı
Çerkez Ethem kuvvetlerinin büyük bir kısmı ile birlikte Adapazarı muhitinde bulunurken Düzce yöresinde İstanbul hükümeti yanlısı yeni bir ayaklanma belirir. Çerkez anında isyan büyümeden müdahalede bulunabilmek için Hendek üzerinden Düzce'ye hareket eder. Çerkez Ethem kuvvetlerinin bu ani müdahalesi ile duruma kısa sürede hakim olunur. Çerkez Ethem biran önce Yunan cephesine dönmek istemektedir. Tam bu esnada Ankara'dan Ali Fuat Paşa aracılığıyla Çerkez Ethem'e bir telgraf gelir. Telgrafta Çapanoğullarının ayakladıkları bu yüzden acilen Yozgat'a gitmesi istenmektedir. Çerkes Ethem ise bir an önce Yunan işgalinin devam ettiği Batı Cephesine dönmeyi arzulamaktadır. Telgrafı Ethem'in ağabeyi Reşit'in Adapazarı'na gelmesi izler. Reşit Bey de kardeşi Çerkez Ethem'in Yozgat'a gitmesinde ısrar etmektedir. Çerkes Ethem'in batı cephesinde aldığı haberler, Yunanlıların işgali yayma hazırlıklarını yoğunlaştırdıkları yönünde idi. Buna rağmen Çerkez Ethem Ankara'nın ve ağabeyi Reşit Beyin ısrarlarına dayanamaz. Birliklerinin bir kısmını Yunan saldırısını karşılamak üzere Salihli'ye gönderirken kendi de Ankara'ya geçer.
Ethem Atatürk'ün yüksek konuğu
Ankara'da Ethem başta Mustafa Kemal olmak üzere iltifatlarla karşılanır.
Çerkes Ethem'in Ankara'ya gelişini Halide Edip Adıvar şöyle anlatır:
"Ethem Ankara'ya silahlı kuvvetleriyle girdiği zaman sokaklar doldurulmuştu. Adamları arasında kadınlar da vardı. Ethem büyük şevkle karşılandı. Mustafa Kemal paşa otomobilini ona verdi. Bu Ankara'da bulunan tek otomobildi. Ethem TBMM'e geldiği zaman coşkunlukla karşılandı." (Dağa Çıkan Kurt)
Çerkes Ethem Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'nın özel konuğudur. Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü Çerkez Ethem'i ziyarete gelirler. Sohbet konusu mevcut durum ve Yozgat isyanıdır. Bu toplantıda Çerkes Ethem ile İsmet İnönü ilk kez yüzyüze gelmektedirler. Konuyu İsmet İnönü açar. Bizim Yozgat dolaylarındaki ayaklanışı ne yazık ki kökünden söndürecek bir gücümüz kalmamıştır. Bu gerçeği acı da olsa aramızda açığa vurmalıyız. (H.İzzettin Dnoma, Kutsal İsyan c.7 sayfa 219)
Ankara'da gerçekleşen bu toplantı ve tartışmaya ilişkin olarak Çerkes Ethem hatıralarında oldukça ayrıntılı bilgi verir:
"İsmet Bey: İstirahate olan ihtiyacınıza rağmen ziyaretçiler üşüşmeden mevcut önemli sorunlar hakkında lütfen görüşmelere başlayalım. Bilhassa malum olan şu isyan meselesi hakkında yolumuzu ve kararımızı tespit edelim ki, istiharati kalp ve sukuneti fikirle hem istiharatinizin teminine ve hem de diğer musahafemize sıra gelsin.(....) Son istirhamımız üzerine, Eskişehirden cepheye sevkiyatınızın geri bıraktırılmasına dair emir vermeye herhalde unutmamışsınrızdır."

Çerkes Ethem: Evet, cepheye olan asker sevkiyatımız zaten genel değil. Yozgat cihetine ilişkin düşüncenizi dikkate alarak kuvvetlerimin çoğunu Eskişehir'de tutuyorum.
Zaten Ankara'yı ziyaretler maksadım da daha çok benim önemsiz gördüğüm ve sizin pek çok önem verdiğiniz Yozgat cihetindeki isyanın derecesini hakkıyla anlamak, sonra Yunan cephesine dair tehlike arzeden şüphelerimle mukayase ederek ona göre çok önemlisini tercih ederek, yahut mümkün mertebe her iki ciheti de ihmal etmeyerek hatasızca bir karar vermemiz içindir.
Fevzi Paşa: Biz hiç ihtimal vermeyiz ki, Yunan ordusunun ciddi bir taarruzu karşısında bulunmuş olalım. Eğer Yunanlıların öyle bir niyeti ve yeteneği olsaydı, bu taarruzu 3 aydır devam eden iç ihtilallerimizin şiddetli geçen safhaları sırasında yapmaları lazım gelirdi.
İsmet Bey: Bununla beraber biz cepheleri de ihmal etmek taraftarı değiliz. Asıl gaye ve amacımız vatanı düşman ayağından temizlemektir. Yunan ordusu en tehlikelisidir. Bu böyle olmakla beraber, iç sorunlarda çok önemli bir esas teşkil eder. Bizim Yozgat ve civarındaki isyanı kökünden söndürmeye maalesef bir kuvvetimiz kalmamıştır.
Not: Bu yazı C.Kutay'ın Çerkez Ethem Dosyası'ndan özetlenmiştir.(Fehim Taştekin) [/justify]



_____________________________________________________________________________
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
12-01-2010, 18:32
Mesaj: #3
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
güzel paylaşımın için kendi adıma çok tşk ederim sinemesis.Bu ülke için canı pahasına savaşan emek veren insanların (hain) olarak itham edilmesini şiddetle kınıyorum vede çok üzülüyorum en kısa zamanda herkesin isminin layığıyla anılmasını temenni ederim..
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
13-01-2010, 03:30
Mesaj: #4
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA YAZILIP,ÇİZİLENLER..

"Çerkesler başlangıçtan beri olağanüstü duyarlı oldular. Herhalde eski çağlardan beri kendi yurtları olan Kuzey Kafkasya'da bağımsız yaşamak arzusunu duymuşlar ve bunun için çalışmakta bulunmuşlardır ... Ve bizimlede içten ilişkilerde bulunmuşlardır. O derece ki kendi canları, kendi varlıklarını Türkiyenin kurtuluşu, varlık ve bağımsızlığıyla yakından ilişkili görmüşler ve buraya kalplerini bağlamışlardır."

( Mustafa Kemal Atatürk - 24 Nisan 1920 , T.B.M.M.'NİN 2. birleşmesi)


Tarihçi-yazarların görüşleri
CEMAL KUTAY - TARİHÇİ
Mondros mütarekesinden sonra ta meclisin kurulmasına kadar, ne Erzurum kongresinde, ne Balıkesir kongresinde, ne Alaşehir, ne Sivas kongresinde bulunmamış insanlar, İstanbul un işgalinden sonra sığınacak yerleri kalmadığı için, mecbur kaldılar Anadolu ya geldiler. Mücadele bunun mücadelesidir. Milli mücadelede öncekiler ve sonrakiler mücadelesidir…..

Ethem iki şık arasında tercihe mecbur bırakılmıştır; Ya üzerine sevk edilen askerlere karşı koyacak kardeş kanı dökülecektir, veyahutta bırakıp gidecektir. Nereye gidebilir? Yunana. Hayır en büyük tarihi hakikat şimdi size söyleyeceklerimdir. Ethem Yunan'a iltica etmemiştir. Ethem geciş hattı istemiştir.

İnsanlara Hain demek kolay, kaldi ki kendini müdafa etme hakkından mahrumsun, kahraman demekte kolay, çünkü kimse kendisine kahraman denilmesini tekzip etmez. Bizim milli mücadelemiz kronolojisi sıhhatle yazılmamış olan bir buhran dönemidir. Ethem yanına kimseyi almadan gitmiştir ve yanındakiler gelelim diye dayatmışlardır, dövüşelim demişlerdir, ikisini de reddetmiştir. Bir kulübesi bile olmayan bir nehir kıyısında kalbi duran bir adamın, layık olmadığı halde hain damgasıyla damgalanması vicdanları rahatsız etmektedir.

PROF DR. MİM KEMAL ÖKE
Merkezi otoritenin Çerkes Ethem'den sıkıntı duyması kaçınılmazdı, çünkü Anadolu da sadece bir milli direniş, sadece bir kuvayi milliye hareketi değil, bunun yanı sıra bir liderlik döğüşü de veriliyordu.İşte bu çerçevede Çerkes Ethem in büyümesi halk arasında muazzam bir kahraman olarak her girdiği yerde alkışlarla karşılanması, bazı kişileri tedirginliğe sevk etmiştir. İsmet İnönü'nün her zamanki tavrıyla Çerkes Ethem ve ağabeyleri aleyhinde bazı propagandalarda bulunduğunu da söyleyebiliriz…..

İşte bu çerceve içinde Çerkes Ethem arkadaşları ile, Yunan ordusu ve Türk Ordusu arasında kalır İşte orada o önemli kavşakta, bir ikilem içindedir. Ne yapacaktır? İşte bu Yiğit Adam saflarında döğüştüğü Anadolu insanıyla kılıç kılıça gelmekten çekinerek, Yunanlılarla görüşerek sadece bir çıkış noktası istemiştir. Anadolu daki mücadeleyi akamete uğratmamak ve bir savaşa dönüştürmemek için yurtdışına gitmek için bir geçit noktası istemiştir.Hatta arkadaşlarına döner derki; Siz silahlarınızı bırakıp Kuvayi Milliyeye döneceksiniz, onlarla birlikte savaşacaksınız



AVNİ ÖZGÜREL
Çerkes Ethem, "Elinin altında hayli maddi kaynak olmasına rağmen Yunanlılara teslim olma kararını verdiğinde cebindeki üç-beş kuruş dışında yanına bir şey almadı. Nitekim Atina'ya götürülüp tedavisine Almanya'da devam edilmesi kararı üzerine oradan ayrıldığında günlerce pekmeze ekmek banarak karnını doyurmaya çalıştığını da biliyoruz." "Şurası kesindir ki Ethem'e 'Çerkes' lakabını takan İsmet Paşa'dır. Kendisine sorulduğunda bunu 'övgü' olarak kullandığını söyler; ama Ethem öyle anılmaktan rahatsızdır: "Hepimiz Osmanlı'ydık... Eğer milliyet ve ırk tefriki yapılmaya kalkışılsaydı bu vatanda seceresi karışmamış kim kalırdı." "Ethem'in Yozgat isyanlarını büyük bir maharet ve süratle bastırması da onu aynı yerde daha önce başarısız olmuş bazı kumandanların kıskançlık ve rekabet hislerine hedef haline getirdi." "Ancak Milli Mücadele şekillenmeye başladığında bir gelişme oldu ve Mustafa Kemal'in yakın çevresinde değişiklik yaşandı. Lider yola birlikte çıktığı kişilerden ayrıldı, mücadeleye sonradan hatta bir bakıma fazlaca inanmadan- katılan 'emir/kumanda adamları' ön plana geçti. Bu değişimin Mustafa Kemal'in arzusu olmaktan çok 'yeni gelenlerin manevrası' olduğu yolunda işaretler var."

PROF. DR. TOKTAMIŞ ATEŞ

TBMM meclisi daha Ankara da çalışmaya başlamadan önce, Salihli cephesinde Yunan ilerlemesinin durdurulması ve İç ayaklanmaların bastırılmasında fevkalede önemli hizmetleri vardır. Hatta hiç abartmadan şunu söyleyebiliriz ki, Eğer Çerkes Ethem ve onun kuvvetleri olmasa idi, Ulusal Kurtuluş mücadelesi başlamadan ortadan kaldırılabilirdi.

YAVUZ BAHADIROĞLU TARİHÇİ ..

Çerkes Ethem'in yok edilmesine karar verilmişti de, formül aranıyordu aslında. Çerkes Ethem'de kendini feda etmemek için direniyordu. .Burada Çerkes Ethem in davranışını, hıyanetle değil olsa olsa, bir büyük fedakarlık, kendi varlığını feda eden bir oluşum olarak değerlendirmek olduğuna inanıyorum.

MUHİTTİN NALBANTOĞLU

Çerkes Ethem çok büyük bir vatansever, kurtuluş savaşının ilk günlerini düşünün, bir tek kişiye ihtiyaç duyulduğu günlerde, bu adam Yunanlıları sahillere çakılı bırakıyor, Anadolu ya bırakmıyor KAYNAK;Çerkes Ethem Belgeseli

İSMET BOZDAĞ TARİHÇİ ..

Nerede bir yangın varsa oraya yetişen bir Çerkes Ethem kuvvetleri vardı.. . Batı cephesi komutanlığına atanan İsmet İnönü nün ilk işi Çerkes Ethemin ünvanını değiştirmek olmuştur. KAYNAK;Çerkes Ethem Belgeseli

CEMAL KUTAY ...
Mondros mütarekesinden sonra ta meclisin kurulmasına kadar, ne Erzurum kongresinde, ne Balıkesir kongresinde, ne Alaşehir, ne Sivas kongresinde bulunmamış insanlar, İstanbul un işgalinden sonra sığınacak yerleri kalmadığı için, mecbur kaldılar Anadolu ya geldiler. Mücadele bunun mücadelesidir. Milli mücadelede öncekiler ve sonrakiler mücadelesidir... .. Ethem iki şık arasında tercihe mecbur bırakılmıştır; Ya üzerine sevk edilen askerlere karşı koyacak kardeş kanı dökülecektir, veyahutta bırakıp gidecektir. Nereye gidebilir? Yunana. Hayır en büyük tarihi hakikat şimdi size söyleyeceklerimdir. Ethem Yunan a iltica etmemiştir.Ethem geciş hattı istemiştir. ...İnsanlara Hain demek kolay,kaldiki kendini müdafa etme hakkından mahrumsun, Kahraman demekte kolay, çünkü kimse kendisine kahraman denilmesini tekzip etmez. Bizim milli mücadelemiz kronolojisi sıhhatle yazılmamış olan bir buhran dönemidir. Ethem yayına kimseyi almadan gitmiştir, ve yanındakiler gelelim diye dayatmışlardır, dövüşelim demişlerdir, ikisini de reddetmiştir. Bir kulübesi bile olmayan bir nehir kıyısında kalbi duran bir adamın, layık olmadığı halde hain damgasıyla damgalanması vicdanları rahatsız etmektedir.

PROF DR. MİM KEMAL ÖKE ...Merkezi otoritenin Çerkes Ethem den sıkıntı duyması kaçınılmazdı, çünkü Anadolu da sadece bir milli direniş, sadece bir kuvayi milliye hareketi değil, bunun yanı sıra bir liderlik döğüşü de veriliyordu.İşte bu çerçevede Çerkes Ethem in büyümesi halk arasında muazzam bir kahraman olarak her girdiği yerde alkışlarla karşılanması, bazı kişileri tedirginliğe sevk etmiştir. İsmet İnönü nün her zamanki tavrıyla Çerkes Ethem ve ağabeyleri aleyhinde bazı propagandalarda bulunduğunu da söyleyebiliriz... .İşte bu çerceve içinde Çerkes Ethem arkadaşları ile, Yunan ordusu ve Türk Ordusu arasında kalır İşte orada o önemli kavşakta, bir ikilem içindedir. Ne yapacaktır? İşte bu Yiğit Adam saflarında döğüştüğü Anadolu insanıyla kılıç kılıça gelmekten çekinerek, Yunanlılarla görüşerek sadece bir çıkış noktası istemiştir. Anadolu daki mücadeleyi akamete uğratmamak ve bir savaşa dönüştürmemek için yurtdışına gitmek için bir geçit noktası istemiştir.Hatta arkadaşlarına döner derki; Siz silahlarınızı bırakıp Kuvayi Milliyeye döneceksiniz, onlarla birlikte savaşacaksınız. KAYNAK;Çerkes Ethem Belgeseli

DR. MÜMTAZER TÜRKÖNE ...Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında Çerkes Ethem'in payını kimse inkâr edemez. Öyleyse bir borcu yerine getirmeli; tarihimizle barışmak adına bu adamın itibarını iade etmeliyiz. ....Tıpkı Enver Paşa'nın mezarının İstanbul'a nakledilmesi gibi, Çerkes Ethem'den kalanlar da Amman'dan Türkiye'ye getirilmeli ve Bandırma'da bir anıtmezara defnedilmelidir. .....Bu eski yaranın sarılması da, Çerkes Ethem'in şahsında Millî Mücadele'nin ateşten günlerinde "son vatan"ı savunanlara, sonrasında yolları ayrı düşmüş olsa da itibarlarının iade edilmesiyle mümkündür. AVNİ ÖZGÜREL Çerkes Ethem, "Elinin altında hayli maddi kaynak olmasına rağmen Yunanlılara teslim olma kararını verdiğinde cebindeki üç-beş kuruş dışında yanına bir şey almadı. Nitekim Atina'ya götürülüp tedavisine Almanya'da devam edilmesi kararı üzerine oradan ayrıldığında günlerce pekmeze ekmek banarak karnını doyurmaya çalıştığını da biliyoruz." "Şurası kesindir ki Ethem'e 'Çerkes' lakabını takan İsmet Paşa'dır. Kendisine sorulduğunda bunu 'övgü' olarak kullandığını söyler; ama Ethem öyle anılmaktan rahatsızdır: "Hepimiz Osmanlı'ydık... Eğer milliyet ve ırk tefriki yapılmaya kalkışılsaydı bu vatanda seceresi karışmamış kim kalırdı." "Ethem'in Yozgat isyanlarını büyük bir maharet ve süratle bastırması da onu aynı yerde daha önce başarısız olmuş bazı kumandanların kıskançlık ve rekabet hislerine hedef haline getirdi." "Ancak Milli Mücadele şekillenmeye başladığında bir gelişme oldu ve Mustafa Kemal'in yakın çevresinde değişiklik yaşandı. Lider yola birlikte çıktığı kişilerden ayrıldı, mücadeleye sonradan hatta bir bakıma fazlaca inanmadan- katılan 'emir/kumanda adamları' ön plana geçti. Bu değişimin Mustafa Kemal'in arzusu olmaktan çok 'yeni gelenlerin manevrası' olduğu yolunda işaretler var."

Oğuz Berk
14.03.07
[b]KAYNAK;Çerkes Ethem Belgeseli
________________________________________________________________________________​________

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARIYLA İLGİLİ BİR GERÇEK

Çerkes Ethem hain değilmiş
Kurtuluş Savaşı yıllarında ihanetle suçlanan Çerkes Ethem'le ilgili yapılan son araştırmalar, onun sanılanın aksine hain olmadığını ortaya koyuyor

Nazım Hikmet’in ‘Kuvayı Milliye Destanı’nda yazdığı şu satırlar resmi tarihin Ethem Bey hadisesine bakışını yansıtır:

“Ve 29 Aralık Kütahya/ 4 top/ ve 1.800 atlı bir ihanet/ yani Çerkez Ethem/ bir gece vakti/ kilim ve halı yüklü katırları/ koyun ve sığır sürülerini önüne katıp/ düşmana geçti/ Yürekleri karanlık/ kemerleri ve kamçıları gümüşlüydü/ atları ve kendileri semizdiler.../ Ateşi ve ihaneti gördük.” Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen isimlerinden Çerkes Ethem, aynı yıllarda ‘kahraman’ olarak anılırken Ankara ile ters düşmesinin ardından adı bir anda ‘hainler’ listesinin başına geçti. Çerkes Ethem hadisenin üzerinden 85 yıl geçmesine karşılık isminin başına ataçlanan ‘Çerkes’lik mevhumu, meseleyi bugün bile tartışılır hale getiriyor. Çerkeslere ait internet sitelerinde hâlâ gündemi ‘Çerkes Ethem’ oluşturuyor. Çerkes Ethem meselesine kafa yoran kişilerin başında da Kafkas Araştırma, Kültür ve Dayanışma Vakfı Başkanı Muhittin Ünal geliyor. Öyle ki Muhittin Ünal kafasındaki sorulara cevap bulabilmek için Çerkes Ethem’’in akrabalarının yaşadığı Ürdün’e kadar gitmiş. Ünal, “Çerkes Ethem’e yönelik birtakım önyargılı yaklaşımı ve cereyan eden hadiseleri konjonktüre bağlayıp anlamaya çalışmak mümkün. Hatta tek parti döneminde de ‘çatlak seslerin çıkmaması adına’ bu yaklaşım bir bakıma makul karşılanabilir. Ancak bugün tarihçilerin hadiseye objektif yaklaşması gerekli. Ethem Bey’in hayatı boyunca Çerkeslik gibi bir meselesi olmadığı gibi Nutuk’ta bile ona ‘Çerkes Ethem’ diye hitap edilmez. Bu artık ‘Çerkes eşittir hain’ anlamına geliyor. Dolayısıyla bütün Çerkesleri ayrılıkçı konuma sokuyor.” diyor. Bunun değişmesi için 30 yıldır mücadele eden Ünal, sonunda amacına ulaşmayı başarmış. Üç sene önce Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nda toplanan tarihçiler, ilkokul ve ortaokul metinlerinde Ethem Bey’in isminin yanına zamkla yapıştırılan ‘hain’ kelimesini kaldırmış.

‘Lisede tarih derslerine girmeye korkuyoruz’

Muhittin Ünal’ın Ethem Bey konusunda Çerkeslerin yaşadığı psikolojik baskıyı internet sitelerinde hissetmek mümkün. Çerkes asıllı bir vatandaşımız, yine Çerkeslerin müdavimi olduğu internet sitesine lise yıllarında başından geçen olayı şöyle aksettirmiş: “Çerkes Ethem konusu inkılap tarihi derslerinde bir sefer ortaokulda bir sefer de lisede konu olarak geliyordu karşımıza. Ortaokulda iken bu konu geldiği zaman yer yarılsa da içine girsek mahiyetinde bir eziklik hissetmiştim. Lisede Çerkes Ethem konusunun işleneceği gün sınıfta üç Çerkes öğrenciydik ve hoca bize anlattırmak isterse anlatmayacaktık. Ders zili çaldı, hocamız geldi ve ilk beni kaldırdı anlatmam için; ben de çalışmadığımı söyledim. Ardından diğer iki arkadaşıma sordu; onlar da çalışmadıklarını söyledi. ‘Hain Çerkes’ iması kanımıza dokunduğu için böyle bir tavır alma gereği hissetmiştik.” Ünal’ın kendisi de Çerkes Ethem’i araştırmaya sevk eden lise yıllarında yaşadığı benzer sıkıntılar olmuş. Ethem Bey’in ailesi paramparça olmuş (Ailesinden ve çevresinde yer alan birçok insan ülkeyi terketti). Bütün sülale Ürdün’ün başkenti Amman, İstanbul, Ankara, Bandırma ve Philedelphia’ya dağılmış. Ünal, ailenin dokuz ayrı soyadı kullandıklarını tespit etmiş. Marmara yöresinde yaşayan Çerkeslerin uzun yıllar çocuklarından bile Çerkes olduklarını gizlediklerini söylüyor. Zaten Türkiye’de anadillerini en erken kaybeden bölge burası olmuş.

Ünal, Cemal Kutay’ın Ethem Bey ile ilgili bir kitap hazırladığını; ancak yayınlamaya ömrünün yetmediğini ileri sürüyor. Kutay, kendisine Celal Bayar’ın Ethem Bey’e yönelik önemli bir anısını aktarmış. Ünal, Kutay’ın söylediklerini Celal Bayar’ın kızı ve torununa da teyit ettirmiş. Buna göre 29 Aralık günü Ankara’nın resmi olarak Ethem Bey ile görüşmek üzere görevlendirdiği heyetin başında bulunan Celal Bayar, Ethem Bey ile teslim olması konusunda Kütahya’da anlaşmaya varmış. Anlaşmaya göre Ethem Bey ve kardeşleri Sivas’taki Emir Mansun Paşa’nın çiftliğinde geçici bir süre ikamet ettirilecekti. Ancak aynı günün akşamı apar topar Celal Bayar ve ekibi acilen Ankara’ya geri çağrılmış. Ertesi gün de Ankara ile anlaştığını zanneden Ethem Bey’in birlikleri süvariler tarafından kuşatılmış. Ünal, Ankara’nın ve özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ün Ethem Bey’in aleyhine sarf ettiği ilk cümlelerin tarihine dikkati çekiyor. 8 Ocak 1921 tarihinde Meclis’teki gizli celselerde Ethem Bey ve kardeşlerinin askerlere karşı silah kullandıkları belirtilmiş. Atatürk, istihbaratını Batı cephesinde mahallen derlenen bilgilerden elde ediyor. Bunlarında birinci dayanak noktası mahalli gazeteler. Ancak burada bir kafa karışıklığı söz konusu. Çünkü söz konusu tarihlerde Ethem Bey’in askerlere silah kullanmasına imkan yok. Zira Şubat ayının son günlerinde Yunanlılara teslim olduğu kesin bir gerçek. Ünal’a göre askerlerini terhis eden Ethem Bey adeta Yunanlılara teslim olmaya zorlanmış: “Ağır hastaydı ve tedavi olmak için Batı’ya gönderileceğini Yunanlılar ile yaptıkları protokole ekledi. İzmir’de ve Atina’da ondan yararlanmaya çalıştılar. Eşref (Sencer) Bey daha sonra onu alıp Berlin’e götürdü. Buradaki masrafları için Mustafa Kemal Paşa para göndertti.”

‘Hatalarım oldu ama ihanet etmedim’

Sürgünde bulunduğu Ürdün’de sefalet içinde ölen Çerkes Ethem’in gazeteci Nizamettin Nazif Tepedenlioğlu’na sarfettiği son sözleri tarihçilere vasiyet niteliğinde: “Bugün dahi sebeplerini bilemediğim için izahtan mahrum olduğum sebeplerle, memleketim, vatandaşlarım ve tarih huzurunda ihanetle tescil edilmiş durumdayım. Katiyen ithamların ağır mesuliyetine layık bir günahkâr değilim. Fakat, hakikatleri tarafsız bir mahkeme huzurunda izah edebilecek miyim? Hayır. O halde gurbette devam edecek ve gurbette öleceğim. Ta ki, akıbetim günün birinde o ilk günlerin tarihini yazan kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi başından sonuna kadar ele alsınlar. Belki çok hatalarım olduğunu; fakat asla vatan haini olmadığımı tespit etsinler.”

ÇERKES ETHEM KİMDİR?

Kafkasya’nın Şapsığ yöresinden göç ederek Bandırma’ya yerleşen bir Pşevu ailesinden. 1886 yılında Emre köyünde doğdu. Rüşdiyeyi ve Küçük Zabit Mektebi’ni bitirdi. Balkan Savaşları’na katılarak yaralandı. Birinci Dünya Savaşı’nda Sencer Eşref Bey’in yönetimindeki Teşkilat-ı Mahsusa’da çalıştı. Yunanlıların İzmir ve çevresini işgali üzerine Anadolu’ya geçen Aşharuva Rauf Bey’in ve Zaraho Bekir Sami Bey’in uyarılarıyla Yunanlılara karşı eyleme geçti. Örgütçü yeteneğiyle diğer bazı Kuva-yı Milliye çetelerini de tasfiye edip kendi güçlerine katarak sağlam bir cephe oluşturdu. Emrindeki atlı güçlere ‘Kuva-yı Seyyare’ adı verildi. Yunan Cephesi’ne çekilerek Marmara ve İç Anadolu’daki karşı ihtilal hareketlerinin bastırılmasında vurucu güç olarak kullanıldı. Bu suretle TBMM’nin toplanarak ülkenin kaderini eline almasında önemli bir rol oynadı. Düzce, Adapazarı, Çorum, Yozgat gibi ayaklanma bölgelerinden toplayarak güçlerine kattığı yeni gönüllülerle daha da güçlenerek TBMM Hükümeti’nin dayanağı, en güçlü Kuva-yı Milliye komutanı haline geldi. Kendisine resmen ‘Milli Kahraman’ ünvanı verilerek TBMM’de ayakta karşılandı. Ethem Bey’in Yozgat Ayaklanması’nın bastırılması sırasında, hükümet üzerinde giriştiği bazı güç gösterilerinden de kuşkulanan Mustafa Kemal Paşa, sol eğilimli Yeşilordu Cemiyeti gibi Kuva-yı Seyyare’yi de dağıtmaya karar verdi. Çerkes Ethem’in TBMM’ye çektiği hakaret dolu bir telgraf, TBMM’nin bütünüyle aleyhine dönmesine neden oldu. Lozan Antlaşması’ndan sonra da 150’lik listeye dahil edildi. Önce Mısır’a sonra da Ürdün’e gitti. 150’liklerin affından sonra da Türkiye’ye dönmedi. 1948 yılında Amman’da öldü.


ZAMAN
16.Temmuz.2006
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
13-01-2010, 03:43
Mesaj: #5
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
Milli Mücadele yıllarının öteki yüzü
Çerkes Ethem, Mustafa Kemal'in Anadolu'da dayandığı askeri gücün sahibiydi; Büyük Millet Meclisi'nin 'Milli Kahraman' unvanı ile onurlandırdığı bir kişiydi. Ancak, Ankara'nın yeni hiyerarşisiyle uyuşamayınca Yunan'a sığındı ve hain ilan edildi

1920 senesinin aralık ayı Milli Mücadele sürecince Ankara'nın, daha doğrusu Mustafa Kemal'in tek güç haline gelişine ifade eder. Oraya gelene kadar geçen birbuçuk yıl zarfında çevrelerinde işgale karşı yerel direnişi ve iç muhalefet odaklarınının bastırılmasını örgütleyen; bu sebeple itibar edilen ama kendilerini 'uç beyi' gibi görmeleri yüzünden merkezi otoritenin etkisini zayıflatan çete reisleri bir bir saf dışı edilmişti.
Tasfiye ve isyan hareketlerinin bastırılmasında başvurulan güç Çerkes Ethem'di. Sonunda düzenli birlikler toparlanıp mücadelenin geleneksel askeri hiyerarşi içinde devam etmesine uygun zemin oluşunca sıra onun sahneden çekilmesine geldi. 9 Aralık 1920'de Ethem'le Ankara arasında ipler koptu.
Ethem, Demirci Mehmet Efe'ye "... Seni, Yörük Ali Efe'yi, beni ve bazılarını her ne şekilde olursa olsun imhaya karar vermişlerdir. (...) Hasılı selametimiz biribirimizle sıkı bir irtibat temin ederek birlikte hareket etmektedir. Kuvvetleriniz arasına katiyen ordunun vereceği kimseyi almayınız..." mealinde bir telgraf çekerek 'bayrak açtı...'
'İşgal'in önemi
Bizde ulusal direnişi Anadolu'nun işgali ve buna karşı verilen 'Kurtuluş Savaşı' ekseninde yansıtan bir resmi tarih anlayışı hâkim. Bunun için yeni kuşaklara 'Ankara'nın iç âlemi' yeterince anlatılmış değil. Oysa açık söyleyeyim Milli Mücadele sürecinde 'işgal' tali bir durumdan öte kıymet taşımaz. Hatta Mustafa Kemal 'işgali' ulusal direnişin kenetlenmesi bakımından kullanmıştır demek mümkün.
İstanbul işgal edilmemiş olsa Ankara'da BMM'nin toplanması zorlaşırdı; keza İzmir işgal edilmemiş olsa halkın ulusal direnişe katılımı bu denli güçlü ve erken gerçekleşmeyebilirdi. Bu bakımdan meseleye strateji penceresinden bakan bir kurmay subay olarak işgal Mustafa Kemal'in gözünde hiçbir zaman 'kolay defedilebilecek bir vaka' olmanın ötesine geçmemiş; ya da daha doğru bir ifadeyle Anadolu'da siyasi birliğin, otoritenin sağlanmasından daha önemli olmamıştır.
Nitekim Sakarya Savaşı'na kadar Türk ordusu düşmanla doğru dürüst karşılaşmamıştır. 1. ve 2. İnönü 'savaşları' askeri açıdan düşmanın güç yoklamak amacıyla yaptığı 'keşif taarruzu' dur. Zaten zayiat denilebilecek seviyede bir kayıp da yoktur.
Temel mesele: Otorite kurmak
Ama Milli Mücadele'nin temel meselesi ve derdi ülke içinde siyasi/askeri otoritenin tek elde toplanmasıdır. 1919 Mayıs'ında yani Mustafa Kemal'in Samsun'a geçtiği günlerde Anadolu'nun manzarası Ankara Meydan Muharebesi'nde Timur karşısında Yıldırım Bayezid'in yenilmesiyle girilen 'Beylikler Dönemi'nden farksızdır.
Bulundukları mahalli kurtarmayı hedefleyen ve 'Müdafayı Hukuk' adıyla kurulmuş 30'a yakın dernek vardır ve bunların kendi çaplarında 'hükümetçik'ler olup bir yandan asker diğer yandan gönüllü ya da gönülsüz vergi topladığı bilinmektedir. Oysa Ankara'ya geldiğinde Mustafa Kemal'in çevresinde kişisel güvenliğini sağlamaya dahi yetmeyen küçük bir muhafız kıtası vardır.
Erzurum ve ardından Sivas kongrelerinin iki amacı vardır: 'Vatanı bütün olarak savunmak' ve 'Mücadeleyi siyaseten sorumlu heyet eliyle sürdürmek...'
İlk bakışta 'zaten herkes vatan müdafaasından yana...' ya da 'ölüm kalım mücadelesinde siyasi hesap yapmadan kenetlenmek kolay...' sanılabilir. Ama öyle olmamıştır.
Etnik farklılıkların, mahalli liderlerin iktidarlarını sürdürme arzularının su yüzüne çıktığı süreçtir bu. İstanbul'un benimsediği teslimiyetçi tavır bu arzuların dayanağı, Ankara'ya itirazın gerekçesidir kuşkusuz ama ne tek ne de gerçek izahı değildir. Söylemek istediğim Ankara'nın düşmandan önce 'isyanlarla' uğraşmak zorunda kaldığıdır.
'Hep bunlarla uğraştım'
Benim yaşımdakiler 21 Mayıs ve 22 Şubat ihtilal girişimlerini hatırlayacaklardır. 27 Mayıs darbesini onaylamakla birlikte ihtilal komitesine dahil edilmemiş kadronun öfke kabarmasıdır her iki girişim de. Lakin bakış açınızı değiştirip yaklaştığınızda 'darbecilerin' tamamının Çerkes kökenli olduğunu görürsünüz.
Hadise sırasında İsmet İnönü başbakandır. Ve olayları şimdi Ankara Radyosu'nun yanında Türk Hava Kurumu tarafından kullanılan ama o yıllarda Hava Kuvvetleri Komutanlığı olan binada izlemekteydi. Dönemin gazetelerinde hadisenin kontrol altına alınmasından sonra binadan çıkan İsmet İnönü'nün bir sözü yer aldı ama buna özel bir anlam da yüklenmedi, "Bunlarla yıllardan beri uğraşıyorum ben.." diyordu Paşa.
Neydi 'Çerkes'lerle alıp veremediği derseniz onu anlatacağım. Ama hatırlatmak istediğim bir husus var. Gerek Erzurum Kongresi'nde gerekse Sivas Kongresi'nde Mustafa Kemal'in yanında yer alan kadronun (Rauf Orbay -Çerkesler arasındaki adıyla Aşharuva Rauf- Fethi Okyar ve ilah...) büyük çoğunluğu Çerkes, Adıgey, Abaza olduğunu unutmamak lazım. Ve nihayet Anadolu direnişinin ilk günlerinde neredeyse Ankara'nın elindeki tek askeri gücün Çerkes Ethem çevresinde toplanmış kuvvet olduğunu da...
'Türk, Kürt, Çerkes el ele'
Ancak Milli Mücadele şekillenmeye başladığında bir gelişme oldu ve Mustafa Kemal'in yakın çevresinde değişiklik yaşandı. Lider yola birlikte çıktığı kişilerden ayrıldı, mücadeleye sonradan hatta bir bakıma fazlaca inanmadan- katılan 'emir/kumanda adamları' ön plana geçti. Bu değişimin Mustafa Kemal'in arzusu olmaktan çok 'yeni gelenlerin manevrası' olduğu yolunda işaretler var. Nitekim aynı günlerde Ankara'dan Çerkes Ethem'in ağabeyi Reşit Bey'e gönderdiği 7 Ocak 1920 tarihli telgrafında Mustafa Kemal, "Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkes kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baş tacımızdır. Bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkes ve diğer din kardeşlerimizin el ele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur..." diyordu.
Muhtemeldir ki İsmet Paşa başta olmak üzere mücadelenin rütbeli diğer zevatı Çerkes Ethem'in BMM Genel Kurulu'nda coşkuyla karşılanmasına bakıp ürktüler... Milletvekilleri tarafından tam bir kahraman gibi karşılanan ve dakikalarca süren alkışların kesilmemesi üzerine utançtan terleyen Ethem, İsmet Paşa konusundaki hissiyatını anlatırken şu tespiti yapar: "İlk defa karşıIaşıyorduk. Daha sonra hayatımdaki menfilik ve haksızlıkların kaynağı olan bu zatın ilk anda üzerimdeki intibaının derin olmadığını, çehresinin ve hareketlerinin bariz hususiyet ifade etmediğini itiraf ederim. Fakat konuştukça ve fikirlerini dinledikçe, onu birçok meziyetleri bulunan erkân-i harp hususiyetleri taşımakla birlikte hiçbir zaman zaferi temsil edecek kumandanlık vasfına sahip bulamadım."
Şurası kesindir ki Ethem'e 'Çerkes' lakabını takan İsmet Paşa'dır. Kendisine sorulduğunda bunu 'övgü' olarak kullandığını söyler; ama Ethem öyle anılmaktan rahatsızdır: "Hepimiz Osmanlı'ydık... Eğer milliyet ve ırk tefriki yapılmaya kalkışılsaydı bu vatanda seceresi karışmamış kim kalırdı."
Ethem'in Yozgat isyanlarını büyük bir maharet ve süratle bastırması da onu aynı yerde daha önce başarısız olmuş bazı kumandanların kıskançlık ve rekabet hislerine hedef haline getirdi. Nitekim Ethem'e göre Ali Fuat Paşa'nın Garp Cephesi Kumandanlığı'ndan ayrılmasının hakiki sebebi, "İsmet ve Refet beylerin benim için düşündüklerini tatbik etmeye Mustafa Kemal Paşa'yı ikna etmeleri ve yolda vaziyeti müsait bulmalarıdır."
Son dönemeç
Saf dışı edilmesine karar verilmiştir Ethem'in. Ve manevra İsmet Paşa'nın sorumluluğundadır. Ethem geç fark ettiği oyuna son anda müdahale ederek bir deneme yapar. Ama Paşa sadece asker değil siyasetçidir de... Ansızın maiyetiyle birlikte Eskişehir'e gelip doğruca yanına giren Ethem'i yatıştırmayı başarır. "Başını kaldırınca beni gördü. Bakışlarında hayret ve ürkeklik vardı. Ayağa kalktı, şaşırmıştı tereddüt geçirdi, sonra süratli adımlarla bana doğru geldi. Yüzündeki şaşkınlığı hemen tebessüme çevirmeyi başardı. İki eliyle ellerimi tuttu, daha sonra ellerini kollarıma doğru çıkardı ve o vaziyette konuşmaya başladı:
-Ne vakit teşrif buyuruldu? Elleriniz sıcak ve ateşli. Doktorunuz seyahatinize nasıl müsaade etti? Hastalığınızı hakikaten merak ediyordum. Şöyle buyurun.
Fakat Ethem kararlı görünür ilk başta..
-Samimiyetten eser kalmayan müşterek mesaimize son vermeye geldim. Niçin böyle yapılıyor, anlayamıyorum. Aleyhime gizli-açık birçok tedbirlere başvuruluyor. Rica ediyorum, eğer kendinize ait olmasını istediğiniz, fakat açıkça ifade edemediğiniz hususlar varsa bunları işte karşı karşıyayız, cesaretle söyleyin...
Arada itiraz eden İsmet Paşa'yı susturur Ethem, sözlerini sürdürür...
-Ben sizinle açık ve ciddi konuşuyorum ve böyle olmanızı rica ederek açık ve samimi cevap bekliyorum...
Söz İsmet Paşa'dadır artık...
-Allah fesatçıların cezasını versin Ethem beyefendi... İtimad ediniz ki ben sizin gibi arkadaşlarımın mevcudiyetine güvenerek Garp Cephesi Kumandanlığı'nı aldım... Ordu içinde menfi propaganda yapanları teker teker araştıracağım ve cezalandıracağım. Ben bu hizmeti beraberce yürüteceğimize samimiyetle inanıyorum. Sizin de aynı hisde olduğunuzu çok iyi biliyorum."
Böylece teskin olur ve endişelerden büsbütün kurtulmasa da içi ferahlamış olarak Eskişehir'den ayrılır Ethem.
'Hayatımın hatası'
Ama İsmet Paşa'nın gözünde 'hükümlüdür' artık... BMM ordularıyla Yunan kuvvetleri arasında sıkıştırılır Ethem. Mebusların arabuluculuk çabaları yetmez durumu kurtarmaya. Ve 'hayatının hatasını' yapar Ethem, BMM'ye telgraf çeker. O ana kadar kendisinden yana olan milletvekilleri dahil herkes tehdit olarak algılar orada söylediklerini ve Meclis'ten ilk defa istediği desteği bulur İsmet Paşa.
Ethem hatasını anlar ama iş işten geçmiştir. Partı Pehlivan'ı silahları ve askerleri Batı Cephesi kumandanlığına teslimle görevlendirir ve mukadder akıbetine doğru yola çıkmak için Uşak'taki Yunan kumandanlığına başvurur. Mustafa Kemal, Ethem Bey'in zehir zemberek telgrafını Meclis'te öfkeyle
okuduktan sonra milletvekilleri arasında ateşli bir tartışma başladı ve iki
gün sonra iki oy farkla Ethem Bey 'hain' ilan edildi.
Burada ilginç olan nokta, Meclis zabıtlarında sadece 'telgraf okundu'
ibaresinin olması, buna karşın metnin olmamasıdır. Bu konu önemlidir çünkü
Ethem'in hangi ifadelerinin 'vatan haini' ilan edilmesine neden olduğu
bilinmemektedir.
Zabıtta yer almayan metin, ilk kez 1955 yılında Yunus Nadi tarafından
bastırılan "Çerkes Ethem Kuvvetlerinin İhaneti" adlı broşürde boy gösterir.
Buna göre telgraftaki en ağır itham "Ankara'da toplanan Meclis'in ne şekilde
toplandığını tabii hepimiz biliyoruz. İlk icraatı da bu fakir milletin
sırtından kendilerine senede üç yüz bin küsur lira tahsisat yapmaları
olmuştur ki, senede içlerinde yüz lirayı bir arada gören pek azdır. Şimdi
bol bol dalkavuklukla meşguldürler" ifadesiydi.
Siyasi tarihimizin başkaları için de kullanılmış 'politik küfür'ünün yafta olarak onun boynuna da takılması gecikmez: Hain!
Burada soluklanıp bir yorum yapayım... Çerkeslerde genel bir halin ifadesi midir bilmem. Ethem gerek Ankara'da Ziraat Mektebi'nde Mustafa Kemal'in yanına geldiğinde gerekse Eskişehir'de İsmet Paşa'nın odasına daldığında kendince kararlıydı. Ama tarihin akışını değiştirecek 'son adımı' atma cesaretini gösteremedi. Gösterseydi iyi olurdu demiyorum; hatta çok şükür ki göstermemiş. Ama şayet o adımı atsaydı, bugün herhalde çok farklı bir tablo içinde konuşuyor olurduk. Rauf Orbay, Fethi Okyar ve onlardan sonra Talat Aydemir de hep 'son adımı' atamamış kişilerdir. Biliyorsunuz Aydemir Çankaya'da Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ı tecrit ettiği halde İnönü'nün dışarı çıkmasına izin verdiği an 'kaybetti'. Gerisi o maceranın trajik finalidir.

Ethem yanına bir şey almadı
Çerkes Ethem'e döneyim. Elinin altında hayli maddi kaynak olmasına rağmen Yunanlılara teslim olma kararını verdiğinde cebindeki üç-beş kuruş dışında yanına bir şey almadı. Nitekim Atina'ya götürülüp tedavisine Almanya'da devam edilmesi kararı üzerine oradan ayrıldığında günlerce pekmeze ekmek banarak karnını doyurmaya çalıştığını da biliyoruz. Ethem'in gurbet günlerinde hayalini kurduğu gelişme Enver Paşa'nın muzaffer olmasıydı.
Onun şehit olduğu haberini aldığında bütün ümidini kaybettiğini söylemeye gerek yok. Almanya'dan Mısır'a oradan da Ürdün'e gidip yerleşti. Türkiye'de 150'likler listesindeydi. 1937'de diğerleriyle birlikte Ethem de affedildi ve ülkeye dönmesine izin verildi. Atatürk'ün ona para ve pasaport gönderttiği söylenir. Kardeşleri döndüler. Ama o ' Boynumda hain yaftasıyla mı, asla..' diyerek daveti reddetti:
"Ben milletime ve tarihe hain diye tanıtılmış, gıyabında idama mahkûm edilmiş bir adamım. Ama hakikatte ben, asgari bana böyle diyenler kadar vatanperverim. Ve Milli Mücadele'de hepsinden kıdemliyim. Ben hain olmaya icbar edildim, buna rağmen hain olmadım. Şimdi hakikatleri açıkça konuşabilecek miyiz? Hepimiz adil ve bitaraf hâkimler önüne çıkabilecek miyiz? Haydi bunlar oldu diyelim; ya zihinlere yerleştirilmiş menfur kanaatleri nasıl ıslah edeceğiz. Burada gurbette ölürüm, fakat hiç olmazsa günün birinde doğru tarihin hakikatları ele almasını ümit ederek gözIerimi kaparım."
Ethem 1948 Eylül'ünde Amman'da hayata gözlerini yumdu. Şeria Nehri'nin kenarında mütevazı bir törenle toprağa verildi..

Çerçeve
Aznavur kimdi?

Ahmet Aznavur 'Büyük Çerkes Sürgünü' sırasında (1864) Adigey'den göç ederek Marmara yöresine yerleşen Ançok ailesinin bir ferdi. Jandarma subayıydı ve 1. Dünya Savaşı başladığında binbaşı rütbesini taşıyordu. Yusuf İzzet Paşa'nın tavsiyesiyle Teşkilat-ı Mahsusa'ya alınarak Kafkas cephesinde görevlendirilmişti.. Cesur, becerikli ve rütbesinin üstünde görevler üstlenebilen bir kişiydi. Teşkilatı Mahsusa'nın efsanevi başkanı Eşref Sencer Kuşçubaşı gibi o da kendisini Enver Paşa'ya bağlı hissediyor; Mustafa Kemal'e öfke duyuyordu. Gönen ve Manyas yöresindeki Kafkas göçmen köylerinden topladığı gönüllülerle Marmara yöresinde Kuvayı Milliye aleyhine ilk karşı ihtilal hareketini başlattı. Niyeti Ankara'yı zaptedip Milli Mücadele'yi Enver Paşa'nın yönlendirmesine amade kılmaktı. Karşısına Çerkes Ethem çıktı. Onunla Geyve Boğazı'ndaki çarpışmalarda başarı sağlayamadı, atından düşerek yaralandı, İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Ançok Ahmet Aznavur daha sonra Biga tarafına geçtiyse de 1921 yılı şubat ayı sonunda Eskişehir İstiklal Mahkemesi'nce gıyabında idam cezasına çarptırılınca etkinliğini tamamen yitirdi. 15 Nisan 1921'de Karabiga dolaylarında bir Arnavut çetesinin pususuna düşerek öldürüldü, başı kesildi. Cenazesi Biga'nın Buzağılık köyüne defnedildi

11/12/2005
AVNİ ÖZGÜREL
RADİKAL

______________________________________________________________________________
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
13-01-2010, 03:47
Mesaj: #6
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
Mustafa Kemal ve muhalifleri

Tarihimizin her açıdan karanlıkta kalmış bir döneminin belki de en karanlık figürlerinden biridir 'Çerkes' Ethem Bey. Mustafa Kemal'e, Yunus Nadi'ye ve Nâzım Hikmet'e göre 'vatan haini'dir. Cemal Kutay'a göre 'büyük Turancı', 'milli kahraman'; Doğan Avcıoğlu'na göre 'başıbozuk', 'çeteci'; Bolşeviklere göre "Kemalistlerin solun içine yerleştirdiği provokatör"; İngilizlere göre 'Alman ajanı', Almanlara göre 'Antant ajanı'dır. Kendisi ise "Belki çok hatalarım oldu; fakat asla vatan haini olmadım" demişti. Üstelik bu tanımlardan hangisinin doğru olduğuna bugün de karar verilemedi. Peki, Milli Mücadele'ye katıldığı 1919 yılından Yunanlılara sığındığı 1921 yılına kadarki dönemde ne olmuştu ki, Ethem Bey böylesine tartışmalı bir figür haline geldi?
Kafkasya'dan göç eden Çerkes boylarından Adigelerin, Şapsığ Oymağı'nın Dipşov Ailesi'nden gelen Ethem Bey, 1886'da bugün Balıkesir'e bağlı olan Emreköy'de doğdu. Ziraat ve değirmencilikle geçinen ailenin beş oğlunun en küçüğüydü. İki ağabeyi Rum çetecilerle savaşırken ölmüş, Reşit ve Tevfik beylerse Askeri Okul'dan mezun olmuştu. 19 yaşında evden kaçıp İstanbul'a gelen Ethem, Bakırköy Süvari Küçük Zabit Mektebi'nden mezun olduktan sonra Bulgar cephesinde savaştı. 1. Dünya Savaşı sırasında, daha önce babasının da üye olduğu İTF'ye ve Teşkilat-ı Mahsusa'ya katıldı. Kardeşi Reşit'le kendisini Milli Mücadele'ye davet eden kişinin yine Çerkes asıllı Rauf (Orbay) Bey'e bağlı görev yapan Bekir Sami Bey olduğu sanılır.

'Düzenli' güç yokluğu
Ankara'ya karşı isyanların bastırılmasında önemli rol oynayan Çerkes Ethem (Atatürk'ün solunda) hizmetleri için Mustafa Kemal'den bir tebrik telgrafı da almıştı.

Ethem Bey, hapishanelerden salıverdiği suçluların ağırlığını oluşturduğu 3-4 bin kişilik birliğiyle Salihli Cephesi'ni kurduğunda, ortada Ege'yi işgal eden Yunan kuvvetleriyle savaşacak düzenli ordu diye bir şey yoktu. Dahası yıllardır süren savaşların verdiği büyük bıkkınlık yüzünden sayıları 300 bine ulaşan asker kaçakları ciddi bir sorun haline gelmişti. Nitekim Meclis tarafından, 'Kuvva-i Seyyare ve Kuvva-yı Tedibiye Umum Kumandanı' ilan edilen Ethem Bey'in birlikleri Bolu, Adapazarı, Düzce ve Anzavur Ahmet ayaklanmalarını bastırdıktan sonra Mustafa Kemal, 2 Mayıs 1920'de Ali Fuad Paşa aracılığı ile çektiği telgrafta, "Başarıları ve hizmetleri kurtuluş tarihimizde en parlak satırları işgal edecektir" diyerek ondan övgüyle bahsetti, Meclis'teki bazı mebuslar kendisine 'Ümid-i Halas' (Kurtuluş Ümidi), 'Münci-i Millet' (Milletin Kurtarıcısı), 'Kahraman-ı Millet' diye övgüler düzdü.
Ankara hesabına yazılacak tek bir başarının olmadığı o karanlık günlerde, Ethem Bey Yozgat'ta patlak veren Çapanoğlu İsyanı'nı bastırması için davet yapıldığında Meclis'e hitap ederek, "...Orta Anadolu'da ve bir köşede hiçbir ecnebi ve İstanbul Hükümeti ile irtibatı kalmayan Yozgat İsyanı'nı söndürmekten acizsiniz. Anladığım şudur ki, bidayetten beri hâlâ vaziyeti kavrayamadınız ve yahut da şahsi ve daha ehemmiyetsiz şeylerle meşgul oluyorsunuz. Ve belki de (.) tamimler, tebliğler, konferanslarla her şey olup bitiverecek sandınız ve aldandınız, af buyurunuz. Bu serzenişten muradım, bu gafletler tekerrür etmesin temenniyatına mebnidir. Ben bu kalan isyan meselesini emriniz üzerine uhdeme alıyorum. Ve sizleri bu gaileden kurdaracağımı ümit ediyorum" diye böbürlenmekten kendini alamadı.

Mustafa Kemal'in kutlaması
Meclis'in 'Ethemci' olduğunu bilen Mustafa Kemal bu sözleri sineye çekmiş, hatta Ethem Bey isyanı bastırıp Ankara'yı büyük bir beladan kurtardıktan sonra, kendisine, "Bütün kalbimle zatıalilerinizi ve kahraman savaş arkadaşlarınızı kutlarım" şeklinde bir telgraf yollamıştı, ama artık Milli Mücadele'nin liderliğini Ethem Bey'e kaptırdığının farkındaydı. Bu yüzden, Ethem Bey, isyanda kusurlu gördüğü Ankara Valisi Yahya Bey ve Refet (Bele) Bey'in, cezalandırılmak üzere Yozgat'a gönderilmesini istediğinde, bu talebe 'hayır' dedi. Bu tavra sinirlenip, "Ankara'ya dönüşümde Büyük Millet Meclisi Başkanı'nı Meclis önünde asacağım" dediği rivayet olunan Ethem Bey'in, Yozgat dönüşü, Sovyet Rusya'nın gözüne girmek için Mustafa Kemal tarafından eski İttihatçılara kurdurulan 'İslamcı-bolşevik' Yeşil Ordu Cemiyeti ile temasa geçmesi ise alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Mustafa Kemal ilk iş olarak Yeşil Ordu Cemiyeti'nin kapatılmasını emretti.

Nasihat heyeti
Sıra askeri başarıların sorgulanmasına gelmişti. 24 Ekim 1920'de, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuad (Cebesoy) Paşa'nın emrindeki iki piyade tümeni ve Ethem Bey'in Kuva-yı Seyyâresi, Ankara'nın itirazlarına rağmen, Gediz'de konuşlanmış olan Yunan tümenine bir baskın yaptı. Baskın, Ethem Bey'e göre 'başarılı', Ankara'ya göre 'başarısız' idi. Daha sonradan, o sırada Ertuğrul Grubu Kumandanı olan Kazım (Özalp) Bey, her iki tarafın da aynı zamanda geri çekildiğini, yani ortada ne yenilgi ne de yengi olduğunu söyledi. Ne var ki Ankara'nın yorumu belirleyici olduğundan Ali Fuad Paşa, Moskova'ya elçi olarak gönderildi, yerine Ethem Bey'in hiç sevmediği Albay İsmet Bey getirildi. Sonunun yaklaştığını hisseden Ethem Bey, önce İsmet Paşa'nın karargahına silahlı baskın düzenledi. Ardından, Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen Yusuf İzzet Paşa'yla buluşma bahanesiyle kendisini Bilecik'te öldürtmeye teşebbüs ettiğini ileri sürerek Kütahya'ya geçti.
Bundan sonrası çok açık değildir. Ethem Bey, 9 Aralık 1920'de, Mustafa Kemal'e, "Paşam, hayatınız ve mevkiiniz bendenizce son dereceye kadar mukaddesattan sayılır.(.) İnsan hatasız olmak, ikaz etsinler. Ben, memleketin selameti için amir kabul ettiğimin değil, en aciz mensupların bile mütalaasına müracaat ediyorum" demiş, fakat kendisiyle görüşmek üzere Meclis tarafından gönderilen Nasihat Heyeti'nin iyimser raporlarına rağmen, Mustafa Kemal, 27 Aralık 1920'de, meselenin 'kuvvet yoluyla hallolması' için Batı ve Güney Cephesi komutanlarına birer telgraf çekmiştir.
Meclis zabıtlarına bakılırsa, Ethem Bey, bu telgraftan iki gün sonra, yani 29 Aralık'ta Meclis'e ağır bir telgraf çekti.

'Hain' ilanı
Mustafa Kemal Meclis'te öfkeyle telgrafı okuduktan sonra milletvekilleri arasında ateşli bir tartışma başladı ve iki gün sonra iki oy farkla Ethem Bey 'hain' ilan edildi. Burada ilginç olan nokta, Meclis zabıtlarında sadece 'telgraf okundu' ibaresinin olması, buna karşın metnin olmamasıdır. Bu konu önemlidir çünkü, Ethem'in hangi ifadelerinin 'vatan haini' ilan edilmesine neden olduğu bilinmemektedir. Zabıtta yer almayan bu metin, ilk kez 1955 yılında Yunus Nadi tarafından bastırılan "Çerkes Ethem Kuvvetlerinin İhaneti" adlı broşürde boy gösterir. Buna göre telgraftaki en ağır itham "Ankara'da toplanan Meclis'in ne şekilde toplandığını tabii hepimiz biliyoruz. İlk icraatı da bu fakir milletin sırtından kendilerine senede üçyüz bin küsur lira tahsisat yapmaları olmuştur ki, senede içlerinde yüz lirayı bir arada gören pek azdır. Şimdi bol bol dalkavuklukla meşguldürler" ifadesidir.
Bu tarihten sonra taraflar arasında başka telgraflar gidip gelir. Bunlardan 2 Ocak 1921 tarihinde İsmet Paşa'ya yazılan ve "Baki ilk selam" diye biten telgrafta Ethem Bey, "köprüyü geçinceye kadar öyle olsun diyorsunuz ama bilmiyorsunuz ki köprünün binde birine ulaşmamışsınızdır. Ah içleri fesat dolu yurtseverler, zavallı Millet Meclisi, sizin askeri sahte ünlerinizi anlamış değil.(.) Tarih bana az, size çok lanet edecektir" demektedir.
AYSE HÜR
radikal
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
13-01-2010, 03:51
Mesaj: #7
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
ÇERKEZ ETHEM

"Suçlular affedilmeyi kabul eder, ben suçlu değilim. Aziz vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim. Bugün dahi sebeplerini bilmediğim için izahtan mahrum olduğum sebeplerle memleketim, vatandaşlarım ve tarih huzurunda ihanetle tescil edilmiş durumdayım. Kesinlikle ithamların ağır mesuliyetine layık bir günahkar değilim; fakat gerçekleri tarafsız bir mahkeme huzurunda izah edebilecek miyim? Hayır. O halde gurbette devam edecek ve gurbette öleceğim. Ta ki akıbetim günün birinde o ilk günlerin tarihini yazmak isteyen kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi baştan sona ele alsınlar. Belki çok hatalarım olduğunu, fakat asla vatan haini olmadığımı tespit etsinler."
Çerkez Ethem
"Ethem Bey yalnız olsaydı bana olan bağlılığını muhafaza ederdi. Onun için üzgünüm, yoğun işler arasında onunla yeterince ilgilenemedik."
Mustafa Kemal Atatürk
"Ethem Bey ihanete zorlanmıştır; fakat hain olmamıştır. Türk Milli Mücadelesi''nde ayrı bir emeğin sahibidir."
Ali Fuat Cebesoy
"Ethem, kardeşleri gibi de değildir, ithamları Mustafa Kemal Paşa''nın şahsı ve makamıyla kesinlikle alakalı değildir. Ethem kurban gitmiştir ve hizmeti de çok büyüktür."
Celal Bayar


"Beni ihanetle itham edenlere soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevzide esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?" Çerkes Ethem

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecini ana hatlarıyla da olsa incelemiş olan bütün araştırmacıların hem fikir oldukları bir konu var: Kurtuluş Savaşı'nın hayati öneme sahip aşamaları geçildikten sonra M. Kemal'in önderliğindeki Ankara ekibi tarafından (Çerkes Ethem) hain ilan edilip tasfiye edildi. O günden bu güne epeyce şey söylendi ve yazıldı. Yazılanlarda doğrular olduğu gibi yanlışlar da var. Çerkez Ethem'i Çerkez Ethem yapan süreç ağırlıklı olarak Kurtuluş Savaşı'nın 1919-1920 yıllarıdır. Çerkez Ethem esas olarak bu süreçteki tutumları ve mücadelesiyle tarihsel bir kişilik halini almıştır.
Çerkez Ethem Kafkasya'dan Anadolu'ya sürgün edilmiş ve Bandırma'nın Emreköy isimli köyüne yerleşmiş Çerkez (Şapsığ) bir ailenin beşinci erkek çocuğu olarak 1886 yaılında dünyaya gelmiştir. Babası Ali Bey'in ekonomik durumu fena sayılamayacak bir düzeydedir. Çerkez Ethem'in İlyas ve Nuri ismindeki iki ağabeyi Rumlarla girilen çatışmalarla ölmüşlerdir. Diğer iki ağabeyi Reşit ve Tevfik, babaları Ali Bey tarafından Harbiye'ye gönderilmişlerdir. Çerkez Ethem de ağabeyleri gibi Harbiye'ye gitmeyi çok arzular. Ancak babası Ali Bey "Çakır" diye hitap ettiği en küçük oğlu Ethem'in sürekli olarak yanında kalmasını ister. Çerkez Ethem 19 yaşına geldiğinde babası Ali Bey'in düşüncesi bedel-i nakdi vererek onu askere göndermemektir. Bu durumu hisseden Çerkez Ethem Bandırma'dan İstanbul'a kaçar ve askerlik hayatına başlar. Başçavuş olarak terhis olur. Balkan savaşına çürük sulu Mahmut Paşa ismindeki Osmanlı Subsayı'nın yönettiği kolorduda subay vekili olarak görev alır ve Bulgar cephesinde yaralanır.
Teşkilat-ı Mahsusa ile ilk bağlantı
Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında büyük ağabeyi Reşit Bey aracılığıyla Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişki kurar. Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişkili olduğu dönemde Ruslara, İngilizlere çeşitli yörelerde faaliyetler yürüttüğü bilinir. Ancak fazlaca bir detay yoktur. En somut bilgi Teşkilat-ı Mahsusa içinde yer aldığı dönemde Irak seferinde yaralandığı ve yaralı olarak Bandırma'daki baba evine döndüğüdür.
Çerkez Ethem'in kendisi de anılarında bu döneme ilişkin pek bir şey söylememektedir. Çerkez Ethem iyileştikten sonra Ege Bölgesi'nin sosyo-ekonomik yapısının bir sonucu olan ve ezilen yoksul kesimin toplumsal muhalefetinin aldığı bir biçim olan efeliğe ilgi duymaya başlar. Yerel otoritenin ve jandarmanın zulmüne karşı yoksul köylülerin taleplerini sahiplenir.
Teşkilatın emrinde kurtuluş mücadelesi
30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı açısından son derece ağır bir yenilginin kağıt üzerinde resmileştirilmesi olan Mondros Anlaşması Ahmet İzzet Paşa Hükümeti tarafından imzalanır. Anlaşmayla birlikte yenilmiş Osmanlı ordusu büyük ölçüde silahsızlandırılarak tasfiye edilmişti. İstanbul İngiliz emperyalistleri tarafından fiilen işgal altına alınmıştı. Ayrıca emperyalist güçler Yunanlıların Batı Anadolu Bölgesi'nde nereleri işgal edeceklerini içeren haritalar çizmişler, Yunanlılar da işgal hazırlıklarına başlamışlardı. Fransızlar ve İtalyanlar işgal hazırlığında idi. Tüm bu gelişmeler karşısında İstanbul hükümeti sessiz kalıyor, emperyalist güçlerin ardı arkası kesilmeyen isteklerine, dayatmalarına boyun eğmekten başka çıkar yol bulamıyordu. Gelişmeler karşısındaki tepki, Anadolu'da halktan ve halkın tepkilerini sahiplenen efelerden gelen tepkilerden ibaretti. (Ege'de Ethem, Demirci Efe, Yörük Ali, Çukurova'da ise Salih Bey'in faaliyetleri örnek olarak verilebilir.)
Emperyalist işgal sürecinin başlangıcındaki tablo bu idi. 15 Mayıs 1919'da Yunanlılar İzmir'e asker çıkartmışlar ve hızla Ege Bölgesi'ni işgal etmeye yönelmişlerdi.
Çerkez Ethem Kurtuluş Savaşı'na katılımını hatıralarında şöyle aktarıyor:
"Umumi Harbin neticesi olarak en ağır şartlarda Mondros Mütarekesi kabul ettirilmesine rağmen galip devletler mütareke hükümlerini bozmaya başlayınca, İzmir'de teşekkül eden gizli cemiyetin kararı ile ben ilk isyan bayrağını tam 2,5 yıl önce aşmıştım."
Çerkez Ethem bu sözleri 1921 yılını ilk ayında söylediğine gere 2,5 yıl önce derken kastettiği yıl 1918 yılının 2. yarısı olması gerekiyor. Çerkez Ethem'in anlattığı şeyler içerisinde irdelenmesi gereken bir başka konu da sözünü ettiği gizli örgüt konusudur. Bu örgütün Teşkilat-ı Mahsusa olması büyük olasılıktır.
Tartışmalı fidye olayı
Çerkes Ethem'le ilgili çalışmalarda farklı yorumlara ve tartışmalara neden olan bir fidye olayı vardır. Çerkez Ethem 12 Şubat 1919 tarihinde İttihatçı olduğu söylenen İzmir Valisi Rahmi Bey'in oğlunu kaçırır ve 50 bin lira fidye alır. Önce bu konuda yapılan değerlendirmeleri aktaralım.
Doğan Avcıoğlu: "Çerkezler ile Müslümanların en içten koruyucusu olan Büyük Britanya'ya manevi bağlılık ve saygı duygularını göstermeyi başaramayan Ethem Bey, İngilizlerin tutukladıkları valinin oğlunu kaçırarak İngilizlere saygı göstermektedir. (Milli Kurtuluş Tarih C.2 Sayfa.576)
İzmir'de karaya çıkan Yunan askerlerine ilk kurşunu sıkmakla ünlenen gazeteci Hasan Tahsin ise olaya ilişkin olarak "Çerkez Ethem Bey ve arkadaşları Rahmi'nin
İttihak ve Terakki uğruna kullanacağı bu altın bombayı elinden alarak kansız ve arızasız bir biçimde şu zavallı vatanın selametle ilerlemesine güçleri ölçüsünde hizmeti düşünmüşler. (Doğan Avcıoğlu Milli Kurtuluş Tarihi, c.2, sayfa 579)
Çerkez Ethem Olayı isimli kitapta Cemal Şener de, Çerkez Ethem'in kaçırma olayını, Demirci Efe'nin Derviş Ağa isminde bir kişinin oğlunu kaçırmasına özenerek kişisel nedenlerle gerçekleştirmiş olabileceğini öne sürüyor. (Aynı kitapta) Çerkez Ethem'in o sıralar İttihatçı düşmanı kesilmiş olduğunu bu olayın da bundan kaynaklanmış olabileceğini belirtmektedir. Bu son derece subjektif bir değerlendirmedir.
Çerkez Ethem'in kendisi ise konuya ilişkin şu açıklamayı yapıyor:
"Seyyah haldeki kuvvetlerimin iaşelerini kendi yöntemlerimle temin ederdim. Bir yerde kaldığımız zamanlarda İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden önce Müdafa-i Hukuk ve işgalden sonra reddi ilhak ve daha sonraları Müdafa-i Milliye Cemiyetleri vasıtasıyla askerlerimi beslerdim. Maaşlarını da bu cemiyetler vasıtasıyla verirdim. İşgalden önce Yunan tehlikesi belirdiği zaman İzmir Valisi Rahmi Bey'den 50 bin Lira isyanları bastırma sırasında Adapazarı tüccarlarından Arapzade bilmem kimden, bir de Karacabey eşrafından birisinden 5 bin Lira almıştım. Cephaneleri teşvik etmek kuvvetlerimi tutmak, itilaf devletlerinin işgalindeki Afyon ve Kütahya mühimmat depolarından gizlice cephane alabilmek için bana para lazım." (Ç. Ethem Anıları Berfin Yayınları, sayfa 8)
Rahmi Bey'in oğlunun kaçırılıp fidye alınması olayının doğruluğu ve yanlışlığı bir kenara kabul edilmesi gereken gerçek, Ethem'in henüz Yunan askeri İzmir'e çıkmadan önce birtakım hareketlilik ve faaliyetlilik içinde olduğudur. Ethem anılarında "Yunan tehlikesi belirdiği zaman" diyerek olayı hangi amaçla gerçekleştirdiğini açıklamaktadır. Avcıoğlu'nun eylemin İngilizlere saygı gösterisi için yapılmış olduğu şeklindeki değerlendirmesinin tutarlı bir yanı yoktur. Çerkez Ethem o sıralar kendi ifadesi ile Yunan tehlikesine karşı isyan bayrağı açmış durumdadır. Yunan tehlikesinin ardındaki gücün İngilizler olduğu çıplak olarak ortada dururken Çerkez Ethem'in savaşmayı planladığı yüzün arkasındaki yüze saygı gösterisinde bulunabileceğini düşünmek büyük bir subjektifliktir.
Ethem'in babası Ali Bey'in ekonomik durumunun iyi bir düzeyde olduğu başka kaynaklarca da doğrulanmaktadır. Çerkez Ethem'in kişisel nedenlerle gerçekleştirmesi için bir sebep yoktur. O dönemlerde Çerkez Ethem'in hızlı bir İttihatçı düşmanı olduğu da tartışma götürür bir konudur. Çerkez Ethem'in kendisi böyle bir gelişmeden hiç söz etmemektedir. Daha sonraki süreçteki ilişkiler iddia edildiği gibi hızlı bir düşmanlık değerlendirmesini doğrulamamaktadır.
Çerkez Ethem'in Anadolu'ya geçişi
Yunanlıların İzmir'e asker çıkarttığı yerel ve giderek Ege Bölgesinde irili ufaklı çatışmaların ve direnişlerin yaşandığı günlerde M. Kemal ve daha sonra Ankara ekibini oluşturacak olan kimseleri büyük çoğunluğu İstanbul'daki hükümet değişiklikleri ile kah sarayla, kah İngilizlerle pazarlık içerisinde kendilerine çıkış yolları aramakla meşguldü.
İşgalin ve direnişlerin yaygınlaşması üzerine bir kısmı parça parça Anadolu'ya geçmeye başlamışlardır. Parça parça Anadolu'ya geçenlerden biri Çerkez Ethem'in Teşkilat-ı Mahsusa günlerinden tanıdığı Rauf Orbay'dır.
Rauf Orbay, Çerkez Ethem'e Salihli civarında işgalin önünde barikat görevi görecek bir cephe oluşturma görevi verir. İzmir Valisi Rahmi Bey'in oğlunu kaçırıp 50 bin Lira fidye isteyen Çerkez Ethem'i İngilizlere saygı göstermekle suçlayan Doğan Avcıoğlu adeta kendini yadsıma pahasına Çerkez Ethem'in Salihli cephesini oluşturmasını şöyle aktarıyor:
Ethem 8 arkadaşıyla Salihliyle gelir. Orada çetecilikle yetişmiş Drmalılardan bazıları ile birleşir. Balıkesir, Gönen, Kırmanti, Bandırma ve Bursa'da sözünü geçirdiği Çerkezlere haber gönderip çağırır. Ve kuvvetlerine katar. İttihatçı diye İstanbul hükümetince peşine düşüldüğünden Akhisar bölgesinde dolaşan Serenli Parti Pehlivan da Ethem'in hizmetine girer. Böylece güçlenen Ethem kuvvetini arttırmak çabasındadır.
(Doğan Avcıoğlu Milli Kurtuluş tarihi, c.3, sayfa 1117)
Ethem'in de kabul ederek ve oluk oluk kan akıtarak oluşturduğu Salihli cephesi o sıralar Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle uğraşan M. Kemal ekibinin ciddi bir nefes almasını sağlar. Çünkü Salihli cephesi ile birlikte her geçen gün biraz daha genişleyen işgal cephesinin önüne önemli bir set çekilmiştir.
Salihli cephesinin oluşumunu bir başka yönünde cepheyi oluşturan Çerkez Ethem'i sonraları Ankara ekibini oluşturacak olan M. Kemal ve arkadaşlarıyla da resmi birlikteliğini başlangıcı olmasıdır.

Ankara'nın Ethem'e yegane kurtarıcı olarak sarılması
Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya padişahın donattığı yetkilerle ve İngilizlerin onayıyla çıkmasına karşılık, Anadolu halkının kendiliğinden işgal karşıtı bir eğilim içerisinde olduğunu görünce hızlı bir Milli kurtuluşçu kesilir. Rüzgar öyle esmektedir. Ayrıca rüzgar büyük ölçüde kendiliğindencidir. Merkezi bir önderlikten yoksundur. Mustafa Kemal Paşa kendisine tek otorite haline getirecek bir stratejiyle işe koyulur. Amasya Tamimi, Erzurum, Sivas Kongreleri Ege'de işgalcilere karşı çetelerin, efelerin oluşturduğu barikatlar sayesinde Ankara'da merkezi bir oluşum ortaya çıkarmayı başarır. Ne var ki oluşturulan bu merkezciliğin en küçük bir askeri gücü yoktur. Bütünüyle masa başı bir oluşum halindedir. Bunun farkında ve bilincinde olan M. Kemal Paşa bu önemli açığı ustaca kapatacak ya da handikap olmaktan çıkaracak yolu da bulmakta gecikmez. Anadolu'nun çeşitli yörelerinde işgale karşı direniş yürütmekte olan yerel güçleri iletişim ve haberleşmesini Ankara üstlenir. Ankara'nın bu iletişimi üstlenmesiyle birlikte bütün bilgiler, gelişmeler Ankara'da birleşmeye başlar. Bilgileri gelişmeleri kendisinde merkezileştiren Ankara yavaş yavaş kendisini mücadelenin direnişin merkezi olarak lanse etmeye başladı.
Mustafa Kemal Paşa Erzurum ve Sivas Kongreleriyle siyasi bir otoritenin Ankara'da oluşumu faaliyetlerini yürütürken Anadolu'nun ağırlıkla Ege Bölgesi olmak üzere çeşitli yörelerinde Kuvay-i Milliye adı altında yerel direnişler kendiliğinden giderek güçleniyordu. Bu gelişim işgalci emperyalistleri, İstanbul hükümetini ürkütmüş olacak ki birbiri ardına iç isyanlar patlak vermeye başladı. Bunların en önemlilerini inceleyelim.
Anzavur Ahmet isyanı
"Salihli komutanı Ethem Beyefendiye (10 Mart 1920)

Biga civarında kuvvetlerimizi bozmayı başaran Anzavur melunu birkaç gün önce Gönen üzerine ilerleyerek Kaymakam Rahmi Bey alayını yenmiş... Esir ettiği subayları ve askerleri halife adına yemin ettiriyor. Sonra serbest bırakıyor. Böylelikle zihinleri karıştırıyor. Ve Kuvayı Milliye aleyhine tahrik ediyor. Durumu tehlikeli gören kolordu komutanlarımız Yusuf İzzet Paşa Bandırmadan çekilmiş Anzavur ise Bandırma'ya girmiştir...Asilerin Balıkesir'i ellerine geçirmeleri Yunanlılarla ilişki kurmalarına olanak sağlayacaktıki, bunun ne kadar vahim bir sonuç doğuracağını tahmin edebilirsiniz...Bu yüzden bizzat ve herhalde kafi bir kuvvetle ve süratle Balıkesir'e hareket ediniz. 28. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey. (Çerkez Ethem Hatıralarım Berfin Yayınları sayfa 19-20)
Kuvayi Seyyare komutanı Çerkez Ethem bu telgrafı aldıktan iki gün sonra Balıkesir'e ulaşır. 9-10 saat süren bir yoğun çatışma sürecinden sonra Anzavur Ahmet'in kuvvetleri büyük bir bozguna uğrar.
Anzavur kuvvetlerinin dağıtılmasından sonra kısa bir süre sonra Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü ile Çerkez Ethem arasında şu telgraf konuşması geçer:
"İnönü: Merhaba Ethem Bey! Nasılsınız iyisiniz inşallah. Gazanız mübarek olsun.
Ethem: Merhaba Efendim. Teşekkür ederim. Ben iyiyim. Siz nasılsınız?
İnönü: Genel durumumuz iyi değil. Mustafa Kemal Paşa ve Reşit Bey yanımdalar. Makine başındayız. Size genel durumu izah ederken bazı acı haberlerde vereceğim.
Ethem: Söyleyiniz efemdim. Acı da olsa gerçeği bilmek daha iyidir.
İsmet Bey: Sizinle şu görüşmeyi temin edebilmek için çok zorluğu uğradık. Bazı yerlerde şimendifer tellerinden yararlandık. Birçok yerde itibarımız yoktur. Merkezde ise kuvvetimiz kalmadı...Bulunduğunuz yerde ikinci derecedeki işleri tümen komutanı Kazım Bey'e bırakarak Geyve Boğazı'nda Ali Fuat Paşa'nın yardımına koşmanızı rica ederiz.
Ethem: Yarın Geyve'ye hareket edeceğim.
Çerkes dediği gibi yapar. Geyve'ye ulaşır ulaşmaz hemen bir taarruz planı yapar.
Çerkez Ethem'in kuvvetleri ile İstanbul hükümetinin olan İnzibatiye Kuvvetleri arasında Geyve Boğazı'nın gerisinde şiddetli bir çatışma yaşanır. Kuvay-i Seyyare büyük bir başarı kazanır.
Düzce isyanı
Çerkez Ethem kuvvetlerinin büyük bir kısmı ile birlikte Adapazarı muhitinde bulunurken Düzce yöresinde İstanbul hükümeti yanlısı yeni bir ayaklanma belirir. Çerkez anında isyan büyümeden müdahalede bulunabilmek için Hendek üzerinden Düzce'ye hareket eder. Çerkez Ethem kuvvetlerinin bu ani müdahalesi ile duruma kısa sürede hakim olunur. Çerkez Ethem biran önce Yunan cephesine dönmek istemektedir. Tam bu esnada Ankara'dan Ali Fuat Paşa aracılığıyla Çerkez Ethem'e bir telgraf gelir. Telgrafta Çapanoğullarının ayakladıkları bu yüzden acilen Yozgat'a gitmesi istenmektedir. Çerkes Ethem ise bir an önce Yunan işgalinin devam ettiği Batı Cephesine dönmeyi arzulamaktadır. Telgrafı Ethem'in ağabeyi Reşit'in Adapazarı'na gelmesi izler. Reşit Bey de kardeşi Çerkez Ethem'in Yozgat'a gitmesinde ısrar etmektedir. Çerkes Ethem'in batı cephesinde aldığı haberler, Yunanlıların işgali yayma hazırlıklarını yoğunlaştırdıkları yönünde idi. Buna rağmen Çerkez Ethem Ankara'nın ve ağabeyi Reşit Beyin ısrarlarına dayanamaz. Birliklerinin bir kısmını Yunan saldırısını karşılamak üzere Salihli'ye gönderirken kendi de Ankara'ya geçer.
Ethem Atatürk'ün yüksek konuğu
Ankara'da Ethem başta Mustafa Kemal olmak üzere iltifatlarla karşılanır.
Çerkes Ethem'in Ankara'ya gelişini Halide Edip Adıvar şöyle anlatır:
"Ethem Ankara'ya silahlı kuvvetleriyle girdiği zaman sokaklar doldurulmuştu. Adamları arasında kadınlar da vardı. Ethem büyük şevkle karşılandı. Mustafa Kemal paşa otomobilini ona verdi. Bu Ankara'da bulunan tek otomobildi. Ethem TBMM'e geldiği zaman coşkunlukla karşılandı." (Dağa Çıkan Kurt)
Çerkes Ethem Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'nın özel konuğudur. Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü Çerkez Ethem'i ziyarete gelirler. Sohbet konusu mevcut durum ve Yozgat isyanıdır. Bu toplantıda Çerkes Ethem ile İsmet İnönü ilk kez yüzyüze gelmektedirler. Konuyu İsmet İnönü açar. Bizim Yozgat dolaylarındaki ayaklanışı ne yazık ki kökünden söndürecek bir gücümüz kalmamıştır. Bu gerçeği acı da olsa aramızda açığa vurmalıyız. (H.İzzettin Dnoma, Kutsal İsyan c.7 sayfa 219)
Ankara'da gerçekleşen bu toplantı ve tartışmaya ilişkin olarak Çerkes Ethem hatıralarında oldukça ayrıntılı bilgi verir:
"İsmet Bey: İstirahate olan ihtiyacınıza rağmen ziyaretçiler üşüşmeden mevcut önemli sorunlar hakkında lütfen görüşmelere başlayalım. Bilhassa malum olan şu isyan meselesi hakkında yolumuzu ve kararımızı tespit edelim ki, istiharati kalp ve sukuneti fikirle hem istiharatinizin teminine ve hem de diğer musahafemize sıra gelsin.(....) Son istirhamımız üzerine, Eskişehirden cepheye sevkiyatınızın geri bıraktırılmasına dair emir vermeye herhalde unutmamışsınrızdır."

Çerkes Ethem: Evet, cepheye olan asker sevkiyatımız zaten genel değil. Yozgat cihetine ilişkin düşüncenizi dikkate alarak kuvvetlerimin çoğunu Eskişehir'de tutuyorum.

Zaten Ankara'yı ziyaretler maksadım da daha çok benim önemsiz gördüğüm ve sizin pek çok önem verdiğiniz Yozgat cihetindeki isyanın derecesini hakkıyla anlamak, sonra Yunan cephesine dair tehlike arzeden şüphelerimle mukayase ederek ona göre çok önemlisini tercih ederek, yahut mümkün mertebe her iki ciheti de ihmal etmeyerek hatasızca bir karar vermemiz içindir.
Fevzi Paşa: Biz hiç ihtimal vermeyiz ki, Yunan ordusunun ciddi bir taarruzu karşısında bulunmuş olalım. Eğer Yunanlıların öyle bir niyeti ve yeteneği olsaydı, bu taarruzu 3 aydır devam eden iç ihtilallerimizin şiddetli geçen safhaları sırasında yapmaları lazım gelirdi.
İsmet Bey: Bununla beraber biz cepheleri de ihmal etmek taraftarı değiliz. Asıl gaye ve amacımız vatanı düşman ayağından temizlemektir. Yunan ordusu en tehlikelisidir. Bu böyle olmakla beraber, iç sorunlarda çok önemli bir esas teşkil eder. Bizim Yozgat ve civarındaki isyanı kökünden söndürmeye maalesef bir kuvvetimiz kalmamıştır.
Not: Bu yazı C.Kutay'ın Çerkez Ethem Dosyası'ndan özetlenmiştir
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
13-01-2010, 03:54
Mesaj: #8
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
Kuvayı Milliye nedir?
Bugün ne anlama gelmektedir
?



''Kuvayı Milliye'', ilk kez, Kurtuluş Savaşı'nda görev alan milis güçleri anlamında kullanılmıştır. ''Kuvayı Milliye'', işgal altındaki bir ülkede halk tarafından oluşturulmuş direniş örgütleridir; bu özellikleri ile bir sivil örgütlenme modelidir; ''Kuvayı Milliye'' sonradan Ulusal Kurtuluş Savaşı'na katılan herkesi kapsayan bir kavram olarak kullanılmıştır.

Bugün ''Kuvayı Milliye'' denilince akla askerler, ordu, ihtilaller ve cuntacılık gibi kavramlar geliyor. Ne kadar yanlış! Kuvayı Milliye, o tarihte, işgalci emperyalist ordularına karşı savaşan, Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arabı ile bütün etnik grupları kapsıyordu.
Örneğin, Doğu ve Güneydoğu'da Cibranlı Halit Bey, Hesanalı Halit Bey, Mutki Aşireti Reisi Musa gibi Kürt liderleri, Hormek ve Lolan aşiretleri gibi Alevi aşiretleri; Batı'da Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe gibi Türkler; Çerkez Ethem, ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler de Kuvayı Milliye olarak savaşa katılıyordu.

''Kuvayı Milliye Ruhu'' da işte bu demekti. 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, bütün bu grupları ve örgütleri aynı amaç çerçevesinde birleştirmişti. ''Kemalist'' kavramı da tam bu sırada ortaya atıldı. ''Kemalist'' o günlerde, İngiliz istihbarat örgütü gizli yazışmalarıyla Amerikan basınında milliyetçi, Bolşevik ve isyancı anlamlarında kullanılıyordu. Bu açıdan, emperyalist ordularına karşı anayurtlarını koruyan herkes, Türk, Kürt, Çerkez, Arap, hepsi de ''Kemalist'' sayılıyordu.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının amaçları bağımsız bir cumhuriyet kurmaktı.. Emperyalist Batı ordularına karşı verilen savaş sonrasında kurulacak devlet, Batı dünyasına karşı bağımsız olacaktı. Sovyetler Birliği'ne karşı da bağımsız bir siyaset izlenecekti. Bu bağımsızlık da onurlu ve ulusal bir devlet olmanın koşuluydu.

Bugün kendilerini ''ırkçı ve Turancı'' sayan birçok insan ünlü Enver Paşa'yı bu ülkünün lideri olarak selamlar... Mustafa Kemal, Sakarya Savaşı'nda yenilse, Enver Paşa, Lenin'in sağlayacağı destekle Müslüman askerlerden oluşan bir Kızıl Ordu'nun başına geçerek Anadolu'ya geçecektir.
Böyle olsaydı Türkiye bugün bağımsızlığına kavuşan eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri olacaktı! Ya da Türkiye bugün Yunan işgalinde kalacak, Mustafa Kemal'e karşı çıkan dinsel çevreler, cuma namazlarını Yunan ordusunun kuşattığı camilerde kılmak zorunda kalacaklardı!


(Uğur Mumcu'nun 19 Mayıs üzerine yazdığı son yazıdan / 19 Mayıs 1992)Cumhuriyet..
_____________________________________________________________________________
Atatürk'ü Samsun'da koruyanlar Çerkez'di

Çerkez komutanlar, Milli Mücadele'de büyük rol oynadı. Keriman Halis ve Nâzım Hikmet Çerkez'di



Çerkez kavramı Osmanlı'da, Kafkasya'dan gelen halkların tümünü kastedecek şekilde kullanılırdı.
Kanuni Sultan Süleyman, Sultan II. Abdülhamid, Sultan Mehmed Reşad, Sultan V. Murad ve bugün Osmanlı hanedanının vârisi olan Osman Ertuğrul Efendi'nin anneleri Çerkez'di. Türk ata sporu güreşte, Türkiye'nin dünya ve olimpiyat şampiyonlarından Yaşar Doğu, Hamit Kaplan Çerkez kökenli. Beşiktaş Kulübü, Çerkez aydını Mehmet Fetgerey önderliğinde kuruldu.
Amasya Tamimi döneminde, birçok Çerkez komutan denetimindeki 5. Kafkas Tümeni Amasya'da emniyetten sorumluydu. Pontus Rum terörüne karşı kurulan milislerin başında çok sayıda Çerkez komutan vardı. Mustafa Kemal, Samsun'a ayak bastığı zaman güvenliğini onlar sağladı. Erzurum Kongresi'ne, Hüseyin Rauf Orbay'ın da aralarında olduğu 8 Çerkez delege katıldı. Anadolu Ajansı, Şimali Kafkasya hükümeti tarafından Kazım Karabekir Paşa'ya gönderilen 45 bin liranın 8 bin lirasıyla kurulmuştur. İlk dünya güzelimiz Keriman Halis, ressamlarımız Avni Lifij, Şevket Dağ, edebiyatçılarımız Ahmet Mithat, Ömer Seyfettin, Nâzım Hikmet, Halide Edip Çerkez kökenlidirler.
MEHMET GÜNDEM

________________________________________________________________________________​________
ÇERKES ETHEM'İN MEZARI

Çerkes Ethem 1948 de 21 eylül günü öldü.Bugünün tarihi,pek hatırlanmayan bu ölüm yıl dönümüne rastlıyor. Kabri Ürdünün başkenti amma da Vadi Kır daki kabartay mezarlığında bulunuyor. Kurtuluş savaşı´nın İzmirin işgalinden 1921 yılı başına kadar geçen gerilla savaşı evresinin (bu devreye o dönemde çete harbi denirdi) önde kumandanı öldüğü sırada yoksul bir sürgün hayatı yaşıyordu. 1920 de Büyük Millet Meclisi´de Münci-i Millet olarak ayakta alkışlanan Kuva-i seyyare ve Kuva-i Tedibiye Umum kumandanı ünvanı verilen Çerkes Ethem daha sonra vatan haini ilan edildi. Kurtuluş Savaşında Çerkes Ethem in payını kimse inkar edemez. Öyleyse bir borcu yerine getirmeli tarihimizle barışmak
adına bu adamın itibarını iade etmeliyiz.
1922 nin Eylül ayından geriye giderek, zafere ulaşmış BİR MÜCADELENİNhikayesini dinlemeye alışkınız. Tarih hep kazananlar tarafından yazılır.. Oysa bu tarihin içinde en kritik evrelerde zafere giden yolu inşaa edenler arasında iktidar oyununa kurban giderek saf dışı kalanlar var. Göz ardı edemeyeceğimiz bir gerçekKurtuluş Savaşı aynı zamanda bu savaşı önde gelen isimlerinin hesaplaşmasına sahne olmuştur.
oLUP BİTENLERİN ÖZETİ ŞÖYLE1917 YILINDA Teşkilatı Mahsusa (bugünün özel kuvvetleri) Cihan harbinin kaybedileceğini Anadolu da kurtuluş mücadelesi verileceğini öngörür. Bunun için Anadolu da silah depoları kurulur. İşgal başlayınca teşkilatın tecrübeli isimleri gerilla savaşına ön ayak olur. bu arada İtthat ve terakki teşkilatlari Müdafa-i HUKUK CEMİYETLERİNE DÖNÜŞTÜRÜLÜR. ATATÜRK ÜN sAMSUN A AYAK BASTIĞI SIRADA Ege sahilinde Çerkes Ethem önderliğinde Yunan işgaline karşı direniş başlatılır. 1919 yılında garp ve merkez cephesinde komuta Çerkes Ethem dedir Yunan ordusunun durdurulması, isyanların bastırıması ve Ankara da meclisin toplanabilmesi Çerkes Ethem sayesinde mümkün olabilmiştir. En önemlisi isyanlardır. Kurtuluş Savaşı, bir yönüyle otorite boşluğundan yararlananların Ankara Hükümetine karşı başlattığı iç savaştır.Nutukta bu ayaklanmaların neredeyse asıl cepheyi oluşturduğu anlatılır.İç savaşı sona erdiren Ankara Hükümeti nin otoritesini pekiştiren asıl güç Çerkes Ethem in kuvvetleridir.

Kurtuluş Savaşının önder kadroları esas olarak Çerkes´ler ve Rumelililer den oluşur. Anavatanını kaybeden bu insanlar''son vatanlarını'' savunurken kendi aralarında rekabet halinde olmuştur. 1921 yılının Ocak ayı geldiğinde düzenli ordu işe el koymuş, Çete Harbi sona ermiştir bağımsız gerilla guruplarından oluşan Kuva-i Milliye birliklerinin bu aşamada düzenli orduya intikali zorunludur. Mücadelesini genel siyasi hedeflere bağlamayan Çerkes Ethem direnir, akabinde iktidar mücadelesini kaybeder ve tasfiye edilir.Karşısında yenik düştüğü kişi, Milli Mücadele ye Nisan 1920 gibi geç bir tarihte iştirak eden İsmet Paşa dır.
Çerkes Ethem´in ''hıyanet'' hikayesi tartışmalıdır.. Karşımızda duran ''hıyanetten'' ziyade, iktidar mücadelesini kaybetmiş bir adamdır. Tartışmasız gerçek bu adamın tarihimizin en kritik aşamasında yerine getirdiği önemli hizmetlerdir. TIPKI eNVER pAŞA nın mezarının İstanbula nakledilmesi gibi Çerkes Ethem den kalanlar Amman'dan Türkiye'ye getirilmeli Bandırmada bir anıt mezara defnedilmelidir. Merak edenler için belirteyim bu satırların yazarı Çerkes değildir, Çerkeslerle bir kan bağı bulunmamaktadır.Sadece kadirşinaslıkla bir borcu ifa etmektir.Geçmişine haksızlık ve saygısızlık edenin geleceği olmaz. Ethem Bey'in ''hain'' olarak nitelenirken ''ÇERKES'' sıfatı ile anılması ,Kurtuluş Savaşının sembolünün ''ÇERKES KALPAĞI''olduğunu bile unutturmaktadır. Bu eski yaranın sarlması da, Çerkes Ethemin şahsında milli mücadelenin ateşten günlerinde ''son vatanı'' savunanlara, sonrasında yolları ayrı düşmüş olsada itibarlarının iade edilmesiyle mümkündür.
MÜMTATAZ'ER TÜRKÖNE
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
13-01-2010, 03:59
Mesaj: #9
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
En kritik zamanlar da yaşanan bunca çekişme ve ayak oyunlarının arka planında yatan asıl sebep neydi?

İşte, nedense tarih bu sorunun tatminkar bir cevabını hala bulabilmiş değildir. Çünkü bunun cevabı o düzenin kurduğu Türkiye Cumhuriyet’inin görünmeyen yüzünü ortaya çıkartacaktır ve bu nedenle demokrat bir ülkede bunu açıklamak olmayan demokrasiye darbe olacaktır.

Çerkes Ethem sorunu, sorun olmaktan öte gerçeği görmek isteyenlere epey malzeme verebilecek bir argümanlar listesini önümüze sermektedir. Bir insan onca kritik noktalarda gösterdiği yararlılıklar neticesinde (belki de istenmeyerek) kahraman (Münci-i Millet) ilan edilip, sonrasında ise açıkça ve kanıtlanmış bir emare olmamasına rağmen nasıl oluyor da bir anda “hain” ilan edilip, ardında hiçbir şey bırakmadan yok edilebiliyordu? Asıl önemli ipucu bundan sonra karşımıza çıkıyor. Birileri bir anda gözden düşürülüyor ve birileri de bir anda hak etmediği mevkilere aynı hızla gelmeye başlıyordu.

Ethem bey ortadan kaybolunca meydan kimlere kalacaktı? Tabii ki Türk milliyetçilerine. Sakın buradan etnik Türkler akla gelmesin. Türk olmasalar da Türk milliyetçisi gibi görünmek bazıları için bulunmaz Hint kumaşı olacaktı. Zaten bu olayı hortlatanlarda onlardan başkası değildi
.

Özellikle Albay İsmet Beyle yıldızının barışmadığı açıkça anlaşılan Ethem Bey, birkaç hafta boyunca Meclis'in ve ülkenin en önemli meselesi haline getirildi. O güne dek onsuz yapamayan birtakım çevreler nedense artık ona ihtiyaç duymamaya başlamıştı.

Çünkü mecburen ulusun kurtarıcısı ilan edilen kişi bir Çerkes’ti. Osmanlı halkı ve asker neferatı onu sevmişti. Onun Çerkes veya başka ırktan olması onlar için önemsizdi. Bunu merakta etmiyorlardı çünkü o bir Osmanlı askeri idi. Ama nedense onu sevmeyenler için onun etnik kimliği her zaman ön plandaydı.

MUSTAFA KEMAL’İ KIŞKIRTAN İSMET PAŞA.

İşte bu dönemlerde Ethem Bey’in “Çerkesliğini” ilk olarak İsmet Bey ilan ve ifşa etmeye başlamıştı. (1) Buna neden gerek duymuştu? Mustafa Kemal’i bu konuda uyararak kafasını dedikodularla doldurmak ve onun bazı şeylerden kuşku duymasına neden olmak neden gerekliydi?

Ethem Bey sadece bir askerdi ve askerlik görevini düşünüyordu. Dolayısıyla bu durumdan rahatsızlık duymuş ve “Ulusun kurtarıcısı” sıfatına layık bir tutumla birlikte o zamana kadar Osmanlı halkının iradesini yansıtan şu kelimeleri söylemişti İsmet Bey’e: “Şu "Türk, Kürt, Çerkes" gibi lafları bırakalım da, Müslümanlık ve Osmanlılık ruhuyla hep birlikte vatan için mücadele edelim.”

Böyle bir politika Ethem Bey’i daha da önemli hale getirmekten başka bir şeye yaramazdı. Tabii ki İsmet Bey bu sözleri dikkate almadı. Çünkü Osmanlılığı Ethem Bey’den iyi savunan ve temsil eden güç yoktu ve onu hain ilan edebilecek ortamın oluşturulması gerekiyordu. Onun Çerkesliği şimdilik halkın gözünde pek önemli değildi. Hal böle iken bazı çevreler onu ortadan kaldırmanın yollarını aramak durumunda kaldılar. Bunun için ödün vermeye bile hazırdılar ve tek yapılması gereken şey Osmanlıcı görüşü ortadan kaldırmak ve Müslüman kardeşliğini minimize etmek oldu. Yani topluma yeni bir kimlik ve din yaratmak gerekecekti. Osmanlıcılık yok olmuyor, yok ettiriliyordu.

Kimliği Türkleştirmek ve dinide önemsiz hale getirmek yolu böylece seçilmiş oldu.


ETHEM DESTEKÇİLERİ KENARA İTİLİYOR

Türk kökenli Ethem destekçilerini bu anlayış ile yola getirmek kolaydı. Ancak başka kökenden/Türk milliyetçisi eğilimi göstermeyen politikacı ve asker şahsiyetlerin Ethem Bey’i desteleyen tavırları işi zora sokuyordu.

Ethem Beye yeni rütbe, yeni makam veya mevki verilmez iken, onun muarızı olan İsmet Bey ise, baş döndürücü bir hızla makamdan makama, mevkiden mevkie atlıyordu.

İsmet Bey 23 Nisan’da, seçimsiz bir şekilde tek elden Edirne milletvekili olup Meclis'te kendine yer edindi. (2)

İki hafta gibi kısa bir süre sonunda Bakanlar Kuruluna girdi ve Genelkurmay Başkanı sıfatıyla kendine yer edindi. Yani Albay İsmet Paşa bir anda Serasker oluvermişti.

Milletvekilliği ve bakanlık görevi saklı olmasına rağmen Garp Cephesi komutanlığına da getirilen İsmet Paşa, rütbe ve tecrübe itibariyle kendinden çok daha üstün olan (Ethem destekçisi) Ali Fuat Paşa'nın makamını da haksız bir uygulama ile elinden almış oldu. Çerkes Ali Fuat Paşa, asker iken bir anda diplomat olup nedense Moskova'ya elçi olarak gönderildi. (3)

İşte bu gibi uygulamalar Ethem Bey’in sonunu hazırlamaya yönelik taktiklerden başka bir şey değildi. Ethem Bey’in sırtından geçinmeye devam eden İsmet Bey, ona karşı yürütülen savaşsız İnönü muharebesi sonucunda da basamakları hızla tırmanarak paşa oldu ve böylece kendisinden daha kolay kazandığı bu makamlar ve rütbeler ile M. Kemal’den sonra "İkinci Adam" makamına oturmuş bulundu. Birinci adamlığa ne kadar istekli olduğu da Atatürk’ün ölümünden sonra gün yüzüne çıkacaktı.

Görüldüğü gibi, İsmet Beyin yıldızı baş döndürücü bir hızla parlatılırken, aynı hızla Ethem Bey’in ve destekçisi paşaların yıldızı söndürülmüş oldu.

Tarihin görmek istemediği gerçek, böylece tarihin tozlu raflarında elbet bir gün açılma umuduyla çürümeye terk edilmiştir.



DİPNOTLAR:
1) Ne hazindir ki Edirne Ethem Bey’in ilerde komutanlığını yapacağı, akrabası olduğu Teşkilatı Mahsusa elemanları sayesinde devlete kazandırılmıştı.
2) Çerkes Ethem konusunda açıkça ırkçı-ayrımcı bir yol izleyen (kökeni belli)İsmet Paşa, Musul-Kerkük sorununda o bölgelerin Kürt halkını nedense birleştirici bir anlayış ile Türk olarak kabul ettirmeye çalışmış ve hak talep etmişti. Fakat bu büyük Kürt nüfusunu yeni kurulan ülke sınırlarına dahil ettirmeye gücü yetmedi.
3) Benzer elçilik uygulaması söz konusu Çerkes Rauf Bey olduğunda kabul edilmemişti. (Paris Barış Konferansı)

YURTLARINI SEVEN USTA ASKERLER

Kurtuluş savaşı dönemlerinin kader birliği yapmış askerleriydi onlar. Mustafa Kemal, Rauf Orbay, Ali Fuat, Refet Bele, Kazım Karabekir ve diğerleri…


Peki demokrasi, özgürlük ve hürriyet parolası ile yola çıkan bu arkadaşlar isteklerine ulaşma noktasında neden birbirlerinden kopmuşlardı? Mustafa Kemal’i bu kader arkadaşlarından soğutan neydi? Demokrasi sevdalıları demokratik görüş farklılıklarından dolayı neden düşman olmuşlardı?


SOSYAL DURUMLARI VE KİŞİLİKLERİ

Mustafa Kemal’e göre Rauf Orbay idealist, prensip sahibi ama dar görüşlü, Ali Fuat elinden her iş gelen ama zekası fazla işlek olmayan, Refet Bey de atılgan ama itiyatsız kişilerdi.

Aynı şekilde, idealist Rauf Orbay Mustafa Kemal’i milli mücadele için yararlı biri olarak görüyor ama gelecek için gerekliliğine pek inanmıyordu. Ali Fuat Paşa onu bir eylem adamı olarak kabul ediyor ve (aynı okuldan mezun)eski bir arkadaş gözüyle bakıyordu. Refet Bey ise onun yeteneklerine değer vermekle beraber niyetlerinden kuşkulanıyor ve kendisine ötekilerden daha az saygı gösteriyordu. Kazım Karabekir diğerlerine olduğu gibi ona da büyük saygı duyuyor ama Kemal’in kişisel üstünlük hırsı onu korkutuyordu.

Mustafa Kemal itiyatlı bir kişiliğe sahipti ve bu tavrı kendisine yakın bu arkadaşlarına karşı daha belirgindi. Çünkü Kazım Karabekir dışında her birinin Çerkes kökenli olmasını bir yana bırakırsak bu arkadaşları türlü sosyal tabakalardan gelme kişilerdi. Rauf Bey soylu bir ailedendi. Ali Fuat birkaç kuşak öncesinden beri saygı duyulan bir asker ailesindendi. Refet Bey’in ataları da özgür toprak beyleriydi. Mustafa Kemal de orta tabakadan bir aileden geldiğini biliyor ve bu nedenle de kendi gücünü ve kişiliğini daha çok belli etmek için çaba sarf ediyordu. Arkadaşlarının bu durumu onu kamçılayan bir durum halini alıyordu.

Bütün bunların dışında önemli olan hepsinin ülkelerine karşı besledikleri köklü ve derin sevgi idi.


GÖRÜŞ FARKLILIKLARI

Ülke büyük savaşlardan neredeyse kurtulmuş durumdadır, halk ilerde ne olacağını umursamadan o güne dek sadece özgürlük için, vatanları için savaşmıştı ve artık yorgun düşmüş bir haldeydi. Bağımsızlık kapıda beklenen bir umut halini almış ve artık iktidar olma sevdası sarmıştı herkesi ve halkın temsilcilerinin önder aramakta oldukları bir döneme giriliyordu.

Rauf Orbay, Ali Fuat, Refet Paşa ve Kazım Karabekir gibi şahsiyetler, ülkenin bir kişinin elinde bir olup bitti ile şekillenmesine karşı çıkıyorlardı.

İki ayrı görüş ortaya çıkmaya başlamıştı:

1) İngiliz yönetim sisteminin bir benzerinin Osmanlı bekası bu millete daha uygun olacağı görüşü. Mevcut halifenin başa geçeceği ancak yetkilerinin tamama yakınının kısıtlanacağı halkın egemenliğine dayanan meşruti krallık benzeri bir sistem.

2) Fransa ve Amerika’da ki gibi bir demokrat cumhuriyet görüşü. (Mustafa Kemal)

Kazım Karabekir bu durumda şöyle diyecekti: “Ben cumhuriyetten yanayım fakat uzlaşmasız kişisel yönetime karşıyım.”

Böyle bir ortamda M. Kemal diğer kader arkadaşlarını karşısına almış bir görüntü veriyordu. Bu bölünmeler yaşanırken M. Kemal rahatsızlık geçirerek yatağa düşecektir. Mecliste farklı görüşlerden dolayı bölünmeler ve tartışmalar yaşanmaya başlamıştı. Mustafa Kemal’in yokluğunda İsmet İnönü sazı eline almış ve diğer komutanları bölücülük suçlaması ile eleştirme noktasında ayarı kaçırıp uzlaşmaz bir tutum sergilemişti.

Eleştirilen sözlerden biri Rauf Orbay’a aitti.

“Kuvvetli bir hükümetten söz ediyorsunuz. Benim bundan anladığım şey, direk halkın egemenliğine dayanan, görev ve yetkilerini iyice kavramış olgun bir kabinedir. Birtakım kimselerin kuvvetli hükümet deyiminden ülkeyi yumruk zoruyla, tek elden yönetmeyi anladıklarını işitince çok şaşırdım.”

Bu demeci ile Rauf Orbay’ın, cumhuriyeti güçten düşürmek amacı taşıyıp, muhalif bir parti kurmak niyetinde olduğu ileri sürülüyordu. Böyle bir niyeti başta olmasa dahi bunu düşünmesi gayet doğal bir hareket olurdu. Çünkü kimse Mustafa Kemal’in görüşünden yana olmak zorunda değildi ve Rauf Orbay’ın böyle bir harekete kalkışması onun en doğal hakkı olacak bir durumdu. Buna hakkı olabileceğini Mustafa Kemal şu sözleriyle zaten kendisine açıklamıştı.

“Sizin ülkeye ettiğiniz hizmetler benimkinden aşağı kalmaz.”



“ATALARIN NEREDEN GELDİYSE ORAYA GİT”

Ancak Rauf Orbay ve arkadaşları Atatürk’ü desteklemelerine rağmen en ufak eleştirilerinde demokrat olmayan bir ortamda sözlü saldırılara uğruyor, etnik kökenleri dahi mevzu bahis edilerek karalama kampanyasına maruz bırakılıyorlardı.

Bu saldırgan şahıslar M. Kemal’in de kulağını dedikodular ile dolduruyor ve onun Refet Paşa ile Rauf Orbay aleyhine sözler söylemesine neden oluyorlardı. Alman tipli, sert tabiatlı bir adam olan Dahiliye Vekili Recep Peker de Gazi’ye yaranmak için birtakım önlemlere girişmiş; İstanbul gazetelerine verdiği demeçte, devrimlere karşı hareketlerin İstiklal savaşındaki gibi cezalandırılacağını söylemekten geri kalmamıştı.

Bunun dışında bir meclis tartışmasında karşıt görüşteki kişilerin sözlü saldırısı etnik kışkırtmaya kadar varmıştı.

“Ataların nereden geldiyse oraya git.” (Rauf Orbay’a karşı)



İKİ PARTİ, İKİ GÖRÜŞ

Rauf Orbay henüz ayrı bir parti kurma niyetinde değildi ancak, buna zorlanıyordu. İşte bu son kıvılcım sabrını taşırdı ve arkadaşları ile birlikte Halk Fırkasından istifalarını vererek başkanlığını Kazım Karabekir’in yapacağı Terakkiperver Fırkasını kurmak durumunda kaldılar. Bu fırka Halk Partisi gibi herkesin kabul edebileceği bazı temel ilkelere değil daha kapsamlı konulara giriyordu ve bunun içinde tam bir parti programı ve iç tüzük hazırlamışlardı.


TERAKKİPERVER FIRKANIN TÜZÜĞÜ:

1) Görevi denge sağlamak ve Anayasa düzeni içerisinde zorbalığa karşı koymak.

2) Kişi ya da zümre üstünlüğü karşısında milli birliği ve fert özgürlüğünü korumak.

3) Dinle siyaset birbirinden ayrılacak. Dini görüş ve inançlara saygı gösterilecek.

4) Cumhurbaşkanının partiler üstü bir durumu olacak ve seçildiği anda mebusluktan ayrılacak.

5) Anayasa, seçmenlerden yetki alınmadan değiştirilmeyecek.

6) İki dereceli seçimin yerini tek dereceli seçim alacak.

7) Dar ve bölgesel seçim sistemi uygulanarak halkın demokrasiyle daha fazla kaynaşması sağlanacak.

8) Yalnız yasanın sözü geçerli olacak. Yargıçlar kendi istekleri olmadan ne yerlerinden oynatılabilecek, ne de değiştirilebilecek.

9) İdare ademi merkeziyetçi olarak, belediye başkanları atama ile değil, oylama ile seçilecek.

10) Özellikle eğitim alanında yerel makamlara daha çok yetki tanınacak.

11) Ekonomi alanında serbest girişime daha çok yer verilecek ve yabancı sermaye yatırımları da desteklenecek.

12) Basın özgür olacak. Parti içindeki tartışmalarda özgür olacak.

13) Toplantılar Avrupa’da ki partiler gibi açık olarak yapılacak. (Halk partisi toplantıları gizli olurdu.)

Tüm bunlara rağmen Halk partisi, kendi içinden ayrılan Terakkiperverlere karşı başta takındıkları tutumu sürdürüyor ve onları henüz gerçekleşmemiş bir Cumhuriyetin güvenliğini tehlikeye sokan, şüpheli kişiler olarak görüyorlardı. Bunda tabii ki etnik kökenleri etki yaratıyordu.


ORTAMI YATIŞTIRMA ÇABALARI

Mustafa Kemal ortamı yatıştırmak için Terakkipervercilerin sevmedikleri İsmet Paşa’yı hastalık bahanesiyle Başbakanlıktan uzaklaştırmayı uygun bulmuştu. Yerinede, daha liberal görüşleriyle tanınmış Fethi Bey’i getirdi. Terakkiperverler bu adam değişikliğinin bir zihniyet değişikliğine yol açabileceğini ummuşlardı. Ancak, Halk partisinden aşırı uçlar Fethi Bey ile Terakkiperver muhalefetinin ilişkisine engel olmaya çalıştılar fakat başarılı olamadılar. Böylece kısmen de olsa ortam yatıştırılmış oldu. Ancak, baskılar ortamı germek üzerine devam ediyordu.

Basın özgürlüğünden yana olan Terakkiperverler, Fethi Bey’in Halk Partisi’ni eleştiren bir gazeteyi uğradığı baskıya dayanamayarak kapatmasıyla çılgına dönmüşlerdi.


İLK HORTUMCULUK ÖRNEĞİ

Muhalifçilerden Halit Paşa, Mustafa Kemal’in yandaşlarından bir grubun -ki bunların arasında Albay Arif de vardı- devlete ait bir sanayi kuruluşundan para sızdırdıklarını ve Gazi’nin düşmanlarına karşı açtıkları gizli bir siyasi kampanyayı bu parayla beslediklerini ortaya çıkardı. Bunu meclis koridorunda onların yüzüne vurdu; arkadan şiddetli bir kavga koptu ve silahlar çekildi. Çabuk öfkelenen biri olan Halit Paşa, karşısındakilerden birini yere yıktı ve arkadaşları araya girmese öldürecekti. Kavgayı görmek için salondan çıkan Halk Partisi’nden başka bir mebus, yanındakilerin de kışkırtmasına uyarak tabancasını çekti ve Halit Paşa’yı arkasından vurarak 5 gün sonunda ölmesine neden oldu.

Meclis’teki güçlü protestolara rağmen, suçluya, kendini savunma durumunda olduğu gerekçesiyle hiçbir işlem yapılmadı. Bu nedenle bu adaletsiz olay kolay kolay örtbas edilecek bir şey olmadığından büyük bir huzursuzluk yarattı.

“Bu ülkede muhalefet ihtilal demektir.” İsmet Paşa.

SONER KOÇSAV
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
13-01-2010, 04:07
Mesaj: #10
Ynt: ÇERKEZ ETHEM HAKKINDA(yazılar+fotoğraflar..)
İmage
(AGABEYİ RESİT BEY)
İmage
(BABASI ALİ BEY)
İmage
(AGABEYİ TEYFİK BEY)

İmage

(Dereköy, 28 Ocak 1921. Ethem Bey, Yunan kuvvetleriyle protokol imzaladıktan sonra.)


İmage
(ETHEM BEY)

İmage
(ETHEM BEY)

İmage
(ETHEM BEY)


İmage

Mustafa Kemal+ÇERKEZ ETHEM+İsmet İnönü
TARİHTEN SAKLANAN FOTOGRAFLARDAN BİRİDİR..



İmage

Mayıs 1920. Mustafa Kemal, Ethem Bey ve savaşçılarını Ankara garında karşılarken


İmage
ETHEM BEYİN SON FOTOGRAFLARINDAN..
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Ethem Bey Dosyası ethem 0 411 07-11-2012 16:25
Son Mesaj: ethem
  ÇERKES ETHEM'İN SÜRGÜNDEKİ YAŞANTISI sıpse 11 1,689 26-12-2007 14:53
Son Mesaj: sıpse
  ÇERKES ETHEM OLAYI THaMeZaYSe 1 810 30-05-2007 21:34
Son Mesaj: osmandogan99
  1864 ÇERKES SÜRGÜNÜ HAKKINDA KISA BİLGİLER THaMeZaYSe 1 816 30-05-2007 21:29
Son Mesaj: osmandogan99
  Çerkez Ethem Olayının İçyüzü osmandogan99 1 908 08-05-2007 11:35
Son Mesaj: THaMeZaYSe
  ÇERKES'LER HAKKINDA GENEL BİLGİLER osmandogan99 2 729 08-05-2007 10:21
Son Mesaj: Natkho
  Yakın Tarih Yazarlarının Çerkez Ethem'le ilgili görüşleri sıpse 2 767 07-05-2007 16:24
Son Mesaj: THaMeZaYSe
  Çerkez Ethem'in Anadolu'ya Geçişi osmandogan99 0 723 18-04-2007 20:14
Son Mesaj: osmandogan99

Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi