En kritik zamanlar da yaşanan bunca çekişme ve ayak oyunlarının arka planında yatan asıl sebep neydi?İşte, nedense tarih bu sorunun tatminkar bir cevabını hala bulabilmiş değildir. Çünkü bunun cevabı o düzenin kurduğu Türkiye Cumhuriyet’inin görünmeyen yüzünü ortaya çıkartacaktır ve bu nedenle demokrat bir ülkede bunu açıklamak olmayan demokrasiye darbe olacaktır.
Çerkes Ethem sorunu, sorun olmaktan öte gerçeği görmek isteyenlere epey malzeme verebilecek bir argümanlar listesini önümüze sermektedir. Bir insan onca kritik noktalarda gösterdiği yararlılıklar neticesinde (belki de istenmeyerek) kahraman (Münci-i Millet) ilan edilip, sonrasında ise açıkça ve kanıtlanmış bir emare olmamasına rağmen nasıl oluyor da bir anda “hain” ilan edilip, ardında hiçbir şey bırakmadan yok edilebiliyordu? Asıl önemli ipucu bundan sonra karşımıza çıkıyor. Birileri bir anda gözden düşürülüyor ve birileri de bir anda hak etmediği mevkilere aynı hızla gelmeye başlıyordu.
Ethem bey ortadan kaybolunca meydan kimlere kalacaktı? Tabii ki Türk milliyetçilerine. Sakın buradan etnik Türkler akla gelmesin. Türk olmasalar da Türk milliyetçisi gibi görünmek bazıları için bulunmaz Hint kumaşı olacaktı. Zaten bu olayı hortlatanlarda onlardan başkası değildi.
Özellikle Albay İsmet Beyle yıldızının barışmadığı açıkça anlaşılan Ethem Bey, birkaç hafta boyunca Meclis'in ve ülkenin en önemli meselesi haline getirildi. O güne dek onsuz yapamayan birtakım çevreler nedense artık ona ihtiyaç duymamaya başlamıştı.
Çünkü mecburen ulusun kurtarıcısı ilan edilen kişi bir Çerkes’ti. Osmanlı halkı ve asker neferatı onu sevmişti. Onun Çerkes veya başka ırktan olması onlar için önemsizdi. Bunu merakta etmiyorlardı çünkü o bir Osmanlı askeri idi. Ama nedense onu sevmeyenler için onun etnik kimliği her zaman ön plandaydı.
MUSTAFA KEMAL’İ KIŞKIRTAN İSMET PAŞA. İşte bu dönemlerde Ethem Bey’in “Çerkesliğini” ilk olarak İsmet Bey ilan ve ifşa etmeye başlamıştı. (1) Buna neden gerek duymuştu? Mustafa Kemal’i bu konuda uyararak kafasını dedikodularla doldurmak ve onun bazı şeylerden kuşku duymasına neden olmak neden gerekliydi?
Ethem Bey sadece bir askerdi ve askerlik görevini düşünüyordu. Dolayısıyla bu durumdan rahatsızlık duymuş ve “Ulusun kurtarıcısı” sıfatına layık bir tutumla birlikte o zamana kadar Osmanlı halkının iradesini yansıtan şu kelimeleri söylemişti İsmet Bey’e: “Şu "Türk, Kürt, Çerkes" gibi lafları bırakalım da, Müslümanlık ve Osmanlılık ruhuyla hep birlikte vatan için mücadele edelim.”
Böyle bir politika Ethem Bey’i daha da önemli hale getirmekten başka bir şeye yaramazdı. Tabii ki İsmet Bey bu sözleri dikkate almadı. Çünkü Osmanlılığı Ethem Bey’den iyi savunan ve temsil eden güç yoktu ve onu hain ilan edebilecek ortamın oluşturulması gerekiyordu. Onun Çerkesliği şimdilik halkın gözünde pek önemli değildi. Hal böle iken bazı çevreler onu ortadan kaldırmanın yollarını aramak durumunda kaldılar. Bunun için ödün vermeye bile hazırdılar ve tek yapılması gereken şey Osmanlıcı görüşü ortadan kaldırmak ve Müslüman kardeşliğini minimize etmek oldu. Yani topluma yeni bir kimlik ve din yaratmak gerekecekti. Osmanlıcılık yok olmuyor, yok ettiriliyordu.
Kimliği Türkleştirmek ve dinide önemsiz hale getirmek yolu böylece seçilmiş oldu.
ETHEM DESTEKÇİLERİ KENARA İTİLİYORTürk kökenli Ethem destekçilerini bu anlayış ile yola getirmek kolaydı. Ancak başka kökenden/Türk milliyetçisi eğilimi göstermeyen politikacı ve asker şahsiyetlerin Ethem Bey’i desteleyen tavırları işi zora sokuyordu.
Ethem Beye yeni rütbe, yeni makam veya mevki verilmez iken, onun muarızı olan İsmet Bey ise, baş döndürücü bir hızla makamdan makama, mevkiden mevkie atlıyordu.
İsmet Bey 23 Nisan’da, seçimsiz bir şekilde tek elden Edirne milletvekili olup Meclis'te kendine yer edindi. (2)
İki hafta gibi kısa bir süre sonunda Bakanlar Kuruluna girdi ve Genelkurmay Başkanı sıfatıyla kendine yer edindi. Yani Albay İsmet Paşa bir anda Serasker oluvermişti.
Milletvekilliği ve bakanlık görevi saklı olmasına rağmen Garp Cephesi komutanlığına da getirilen İsmet Paşa, rütbe ve tecrübe itibariyle kendinden çok daha üstün olan (Ethem destekçisi) Ali Fuat Paşa'nın makamını da haksız bir uygulama ile elinden almış oldu. Çerkes Ali Fuat Paşa, asker iken bir anda diplomat olup nedense Moskova'ya elçi olarak gönderildi. (3)
İşte bu gibi uygulamalar Ethem Bey’in sonunu hazırlamaya yönelik taktiklerden başka bir şey değildi. Ethem Bey’in sırtından geçinmeye devam eden İsmet Bey, ona karşı yürütülen savaşsız İnönü muharebesi sonucunda da basamakları hızla tırmanarak paşa oldu ve böylece kendisinden daha kolay kazandığı bu makamlar ve rütbeler ile M. Kemal’den sonra "İkinci Adam" makamına oturmuş bulundu. Birinci adamlığa ne kadar istekli olduğu da Atatürk’ün ölümünden sonra gün yüzüne çıkacaktı.
Görüldüğü gibi, İsmet Beyin yıldızı baş döndürücü bir hızla parlatılırken, aynı hızla Ethem Bey’in ve destekçisi paşaların yıldızı söndürülmüş oldu.
Tarihin görmek istemediği gerçek, böylece tarihin tozlu raflarında elbet bir gün açılma umuduyla çürümeye terk edilmiştir.
DİPNOTLAR:1) Ne hazindir ki Edirne Ethem Bey’in ilerde komutanlığını yapacağı, akrabası olduğu Teşkilatı Mahsusa elemanları sayesinde devlete kazandırılmıştı.
2) Çerkes Ethem konusunda açıkça ırkçı-ayrımcı bir yol izleyen (kökeni belli)İsmet Paşa, Musul-Kerkük sorununda o bölgelerin Kürt halkını nedense birleştirici bir anlayış ile Türk olarak kabul ettirmeye çalışmış ve hak talep etmişti. Fakat bu büyük Kürt nüfusunu yeni kurulan ülke sınırlarına dahil ettirmeye gücü yetmedi.
3) Benzer elçilik uygulaması söz konusu Çerkes Rauf Bey olduğunda kabul edilmemişti. (Paris Barış Konferansı)
YURTLARINI SEVEN USTA ASKERLERKurtuluş savaşı dönemlerinin kader birliği yapmış askerleriydi onlar. Mustafa Kemal, Rauf Orbay, Ali Fuat, Refet Bele, Kazım Karabekir ve diğerleri…
Peki demokrasi, özgürlük ve hürriyet parolası ile yola çıkan bu arkadaşlar isteklerine ulaşma noktasında neden birbirlerinden kopmuşlardı? Mustafa Kemal’i bu kader arkadaşlarından soğutan neydi? Demokrasi sevdalıları demokratik görüş farklılıklarından dolayı neden düşman olmuşlardı?
SOSYAL DURUMLARI VE KİŞİLİKLERİMustafa Kemal’e göre Rauf Orbay idealist, prensip sahibi ama dar görüşlü, Ali Fuat elinden her iş gelen ama zekası fazla işlek olmayan, Refet Bey de atılgan ama itiyatsız kişilerdi.
Aynı şekilde, idealist Rauf Orbay Mustafa Kemal’i milli mücadele için yararlı biri olarak görüyor ama gelecek için gerekliliğine pek inanmıyordu. Ali Fuat Paşa onu bir eylem adamı olarak kabul ediyor ve (aynı okuldan mezun)eski bir arkadaş gözüyle bakıyordu. Refet Bey ise onun yeteneklerine değer vermekle beraber niyetlerinden kuşkulanıyor ve kendisine ötekilerden daha az saygı gösteriyordu. Kazım Karabekir diğerlerine olduğu gibi ona da büyük saygı duyuyor ama Kemal’in kişisel üstünlük hırsı onu korkutuyordu.
Mustafa Kemal itiyatlı bir kişiliğe sahipti ve bu tavrı kendisine yakın bu arkadaşlarına karşı daha belirgindi. Çünkü Kazım Karabekir dışında her birinin Çerkes kökenli olmasını bir yana bırakırsak bu arkadaşları türlü sosyal tabakalardan gelme kişilerdi. Rauf Bey soylu bir ailedendi. Ali Fuat birkaç kuşak öncesinden beri saygı duyulan bir asker ailesindendi. Refet Bey’in ataları da özgür toprak beyleriydi. Mustafa Kemal de orta tabakadan bir aileden geldiğini biliyor ve bu nedenle de kendi gücünü ve kişiliğini daha çok belli etmek için çaba sarf ediyordu. Arkadaşlarının bu durumu onu kamçılayan bir durum halini alıyordu.
Bütün bunların dışında önemli olan hepsinin ülkelerine karşı besledikleri köklü ve derin sevgi idi.
GÖRÜŞ FARKLILIKLARI Ülke büyük savaşlardan neredeyse kurtulmuş durumdadır, halk ilerde ne olacağını umursamadan o güne dek sadece özgürlük için, vatanları için savaşmıştı ve artık yorgun düşmüş bir haldeydi. Bağımsızlık kapıda beklenen bir umut halini almış ve artık iktidar olma sevdası sarmıştı herkesi ve halkın temsilcilerinin önder aramakta oldukları bir döneme giriliyordu.
Rauf Orbay, Ali Fuat, Refet Paşa ve Kazım Karabekir gibi şahsiyetler, ülkenin bir kişinin elinde bir olup bitti ile şekillenmesine karşı çıkıyorlardı.
İki ayrı görüş ortaya çıkmaya başlamıştı:1) İngiliz yönetim sisteminin bir benzerinin Osmanlı bekası bu millete daha uygun olacağı görüşü. Mevcut halifenin başa geçeceği ancak yetkilerinin tamama yakınının kısıtlanacağı halkın egemenliğine dayanan meşruti krallık benzeri bir sistem.
2) Fransa ve Amerika’da ki gibi bir demokrat cumhuriyet görüşü. (Mustafa Kemal)
Kazım Karabekir bu durumda şöyle diyecekti: “Ben cumhuriyetten yanayım fakat uzlaşmasız kişisel yönetime karşıyım.”
Böyle bir ortamda M. Kemal diğer kader arkadaşlarını karşısına almış bir görüntü veriyordu. Bu bölünmeler yaşanırken M. Kemal rahatsızlık geçirerek yatağa düşecektir. Mecliste farklı görüşlerden dolayı bölünmeler ve tartışmalar yaşanmaya başlamıştı. Mustafa Kemal’in yokluğunda İsmet İnönü sazı eline almış ve diğer komutanları bölücülük suçlaması ile eleştirme noktasında ayarı kaçırıp uzlaşmaz bir tutum sergilemişti.
Eleştirilen sözlerden biri Rauf Orbay’a aitti. “Kuvvetli bir hükümetten söz ediyorsunuz. Benim bundan anladığım şey, direk halkın egemenliğine dayanan, görev ve yetkilerini iyice kavramış olgun bir kabinedir. Birtakım kimselerin kuvvetli hükümet deyiminden ülkeyi yumruk zoruyla, tek elden yönetmeyi anladıklarını işitince çok şaşırdım.”
Bu demeci ile Rauf Orbay’ın, cumhuriyeti güçten düşürmek amacı taşıyıp, muhalif bir parti kurmak niyetinde olduğu ileri sürülüyordu. Böyle bir niyeti başta olmasa dahi bunu düşünmesi gayet doğal bir hareket olurdu. Çünkü kimse Mustafa Kemal’in görüşünden yana olmak zorunda değildi ve Rauf Orbay’ın böyle bir harekete kalkışması onun en doğal hakkı olacak bir durumdu. Buna hakkı olabileceğini Mustafa Kemal şu sözleriyle zaten kendisine açıklamıştı.
“Sizin ülkeye ettiğiniz hizmetler benimkinden aşağı kalmaz.”
“ATALARIN NEREDEN GELDİYSE ORAYA GİT”
Ancak Rauf Orbay ve arkadaşları Atatürk’ü desteklemelerine rağmen en ufak eleştirilerinde demokrat olmayan bir ortamda sözlü saldırılara uğruyor, etnik kökenleri dahi mevzu bahis edilerek karalama kampanyasına maruz bırakılıyorlardı.
Bu saldırgan şahıslar M. Kemal’in de kulağını dedikodular ile dolduruyor ve onun Refet Paşa ile Rauf Orbay aleyhine sözler söylemesine neden oluyorlardı. Alman tipli, sert tabiatlı bir adam olan Dahiliye Vekili Recep Peker de Gazi’ye yaranmak için birtakım önlemlere girişmiş; İstanbul gazetelerine verdiği demeçte, devrimlere karşı hareketlerin İstiklal savaşındaki gibi cezalandırılacağını söylemekten geri kalmamıştı.
Bunun dışında bir meclis tartışmasında karşıt görüşteki kişilerin sözlü saldırısı etnik kışkırtmaya kadar varmıştı.
“Ataların nereden geldiyse oraya git.” (Rauf Orbay’a karşı)İKİ PARTİ, İKİ GÖRÜŞRauf Orbay henüz ayrı bir parti kurma niyetinde değildi ancak, buna zorlanıyordu. İşte bu son kıvılcım sabrını taşırdı ve arkadaşları ile birlikte Halk Fırkasından istifalarını vererek başkanlığını Kazım Karabekir’in yapacağı Terakkiperver Fırkasını kurmak durumunda kaldılar. Bu fırka Halk Partisi gibi herkesin kabul edebileceği bazı temel ilkelere değil daha kapsamlı konulara giriyordu ve bunun içinde tam bir parti programı ve iç tüzük hazırlamışlardı.
TERAKKİPERVER FIRKANIN TÜZÜĞÜ:1) Görevi denge sağlamak ve Anayasa düzeni içerisinde zorbalığa karşı koymak.
2) Kişi ya da zümre üstünlüğü karşısında milli birliği ve fert özgürlüğünü korumak.
3) Dinle siyaset birbirinden ayrılacak. Dini görüş ve inançlara saygı gösterilecek.
4) Cumhurbaşkanının partiler üstü bir durumu olacak ve seçildiği anda mebusluktan ayrılacak.
5) Anayasa, seçmenlerden yetki alınmadan değiştirilmeyecek.
6) İki dereceli seçimin yerini tek dereceli seçim alacak.
7) Dar ve bölgesel seçim sistemi uygulanarak halkın demokrasiyle daha fazla kaynaşması sağlanacak.
8) Yalnız yasanın sözü geçerli olacak. Yargıçlar kendi istekleri olmadan ne yerlerinden oynatılabilecek, ne de değiştirilebilecek.
9) İdare ademi merkeziyetçi olarak, belediye başkanları atama ile değil, oylama ile seçilecek.
10) Özellikle eğitim alanında yerel makamlara daha çok yetki tanınacak.
11) Ekonomi alanında serbest girişime daha çok yer verilecek ve yabancı sermaye yatırımları da desteklenecek.
12) Basın özgür olacak. Parti içindeki tartışmalarda özgür olacak.
13) Toplantılar Avrupa’da ki partiler gibi açık olarak yapılacak. (Halk partisi toplantıları gizli olurdu.)
Tüm bunlara rağmen Halk partisi, kendi içinden ayrılan Terakkiperverlere karşı başta takındıkları tutumu sürdürüyor ve onları henüz gerçekleşmemiş bir Cumhuriyetin güvenliğini tehlikeye sokan, şüpheli kişiler olarak görüyorlardı. Bunda tabii ki etnik kökenleri etki yaratıyordu.
ORTAMI YATIŞTIRMA ÇABALARIMustafa Kemal ortamı yatıştırmak için Terakkipervercilerin sevmedikleri İsmet Paşa’yı hastalık bahanesiyle Başbakanlıktan uzaklaştırmayı uygun bulmuştu. Yerinede, daha liberal görüşleriyle tanınmış Fethi Bey’i getirdi. Terakkiperverler bu adam değişikliğinin bir zihniyet değişikliğine yol açabileceğini ummuşlardı. Ancak, Halk partisinden aşırı uçlar Fethi Bey ile Terakkiperver muhalefetinin ilişkisine engel olmaya çalıştılar fakat başarılı olamadılar. Böylece kısmen de olsa ortam yatıştırılmış oldu. Ancak, baskılar ortamı germek üzerine devam ediyordu.
Basın özgürlüğünden yana olan Terakkiperverler, Fethi Bey’in Halk Partisi’ni eleştiren bir gazeteyi uğradığı baskıya dayanamayarak kapatmasıyla çılgına dönmüşlerdi.
İLK HORTUMCULUK ÖRNEĞİMuhalifçilerden Halit Paşa, Mustafa Kemal’in yandaşlarından bir grubun -ki bunların arasında Albay Arif de vardı- devlete ait bir sanayi kuruluşundan para sızdırdıklarını ve Gazi’nin düşmanlarına karşı açtıkları gizli bir siyasi kampanyayı bu parayla beslediklerini ortaya çıkardı. Bunu meclis koridorunda onların yüzüne vurdu; arkadan şiddetli bir kavga koptu ve silahlar çekildi. Çabuk öfkelenen biri olan Halit Paşa, karşısındakilerden birini yere yıktı ve arkadaşları araya girmese öldürecekti. Kavgayı görmek için salondan çıkan Halk Partisi’nden başka bir mebus, yanındakilerin de kışkırtmasına uyarak tabancasını çekti ve Halit Paşa’yı arkasından vurarak 5 gün sonunda ölmesine neden oldu.
Meclis’teki güçlü protestolara rağmen, suçluya, kendini savunma durumunda olduğu gerekçesiyle hiçbir işlem yapılmadı. Bu nedenle bu adaletsiz olay kolay kolay örtbas edilecek bir şey olmadığından büyük bir huzursuzluk yarattı.
“Bu ülkede muhalefet ihtilal demektir.” İsmet Paşa.
SONER KOÇSAV