E-KAFKASYA
19 Mayıs 2012, 19:29 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: (¯`·._.· "www.kafkasvideo.net"·._.·´¯)

 
   Forum Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bir Dönüm Noktasında...  (Okunma Sayısı 680 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KafkasKonfederat
Çiğ Damlası
*

Puan: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4


« : 30 Aralık 2009, 03:03 »
Konuyu bölYukarı git

Murat Atrışba (Bolat)           
atrisba@gmail.com
 

Biz diasporadaki Kafkasyalılar, topraklarımızdan sürüldüğümüz tarihten günümüze dek geçen sürede geride bıraktığımız ülkenin kaderine dair hiçbir zaman esaslı bir belirleyici faktör olamadık.


Gelecek nesillere moral kaynağı olan çok değerli sembol hamleler yaşanmış olsa da, tarihin nehri kendi yatağında akmaya devam etti.
 
Denizin bu yakasında ise kolektif hafızamızdan, kültürümüzden, dilimizden… eksilerek bugünlere geldik. Bütünden elimize kalan kırıntılar ise, deformasyon ve asimilasyona karşı gerçek bir set kurulamazsa, üzerinde gediksiz bir kimliği taşıyacak zemini oluşturamayacaktır.
 
İşte bu yüzden, kaderimizin, üzerinde yaşadığımız ülkeden bağımsız olduğu sanrısından kurtulmalıyız. Akışına müdahale etmenin daha mümkün olduğu bir nehrin içinde olduğumuzu ve böyle giderse bu nehrin her geçen gün bizden bir şeyler daha koparacağını görmeliyiz.
 

Şu cümleleri kurmayı kendime zül addetsem de, ne yazık ki gerekli: Bu tarihi yurdumuzdan, Kafkasya’dan vazgeçmek, orada yaşanan süreçlere yabancılaşmak, olaylara ilgisiz ve tepkisiz kalmayı tercih etmek değildir. Fakat şu bir gerçek ki, bizler daha Türkiye’deki asimilasyon politikalarıyla, kurucu ideolojinin Türkleştirme hedefiyle yüz yüze gelemeden, bu cesaret ve dirayeti, bu yaşama azmini gösteremeden Kafkasya’da Rusya’nın veya Gürcistan’ın imha ve işgal politikaları karşısında belirleyici bir faktör olamayız, olamıyoruz da… Rusya veya Gürcistan biz onları kınıyoruz diye atacakları adımlardan vazgeçecek değiller. Biz de bundan daha fazla performans ortaya koyacak yaşam azmine sahip gibi davranmıyoruz.
 
Bir dönüm noktasındayız.
 

İçinde yaşadığımız ülke, kuruluşundan beri değişmez bir biçimde düstur edindiği “cumhuriyet öncesinden miras kalan farklı kimlikleri, kültürleri Türkleştirme” hedefinden vazgeçmeyi tartışıyor. Biz bu hedef yolunda, Ubıh dilini ve kültürünü Frigyalıların, Lidyalıların yanına komşu ettik. Bu hedef yolunda, kendi dillerinde verilen selamı alamayan çocuklar yetiştirdik, zihinlerindeki hazineleri hak ettikleri biçimde değerlendiremediğimiz yaşlıları gömdük.
 

Bu sonuç için binlerce yıllık soyadlarımız yasaklandı. Sabahları bu sonuç için bağırdık, “Varlığım varlığına armağan olsun!” diye. Bu sonuç için “Vatandaş Türkçe konuş!” pankartları asıldı. Bu sonuç için anayasada “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez”, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” yazar...
 
Herkes kendine sormalı: Elli yıl önce neredeyse tüm Kafkasyalılar ve tüm diğer halklar kendi dillerini konuşabiliyorken bu ülke yaşanmaz bir yer miydi ki bunca değerimizi geçmişe gömdük?
 
Ben şunu da soruyorum, “Ey bize bugünü reva görenler, başınız göğe mi erdi?!”
 
***

“Demokrasi İçin Çerkes Girişimi” platformunun sözcüleri 9 Kasım sabahı İstanbul’da, yan yana oturduğunda insana tebessüm ettirecek kadar farklı çizgilere sahip insanların hazırladığı ve imzaladığı bir basın açıklaması[1] okudu. Şahsen ben bu süreçte, “Çerkes” ismi etrafında sil baştan bir üst kimlik tartışmasına girmeyi, “Önce şu Ekim Devrimi’nin tarihimizdeki yerini konuşalım” demeyi veya Rusya ve Gürcistan’a karşı nasıl ve hangi argümanlarla mücadele edileceği –ya da edilmeyeceği- konusunda bir mutabakat aramayı abesle iştigal saydım.
 

Basın açıklamasında değerli bir duruş sergilenerek, sorunlara ve çözüm sürecine pastadan pay kapar gibi yaklaşmak yerine, bu ülkedeki tüm halkları dikkate alarak herkes için önerilerimiz dile getirildi. Bu sebeple “Çerkes açılımı” kavramı reddedilmektedir.
 

Böyle bir süreçte temsiliyet önemli bir konu olmakla beraber, tüm kurumları davet etmiş ve bilgilendirmiş, bünyesinde hemen hemen her kurumdan ve hiçbir kuruma da bağlı olmayan kişileri barındıran bu girişim, içinde bulunduğumuz şartlarda ideale en yakın birlikteliktir.
 
Peki daha iyisi olamaz mıydı? Olabilirdi.
 
Mesela köylere sandık kurup ülke çapında referandum yapabilirdik. Böylece Yalçın Karadaş ve Hulusi Üstün yerine, “binlerce muhtar Necmettin amca” sözcümüz olurdu.
 
Biz bir halk olarak var olmak istiyorsak, bir halk olarak mücadele etmeliyiz. Ortak aklın yakalanması yolunda emek veren, yola düşen, yani gerçekten isteyen, bir derdi olan kendi tuğlasını bu duvarın üzerine koyar ve bu duvar “bizim” duvarımız olur.
 

Elbette ki kıvılcımı çakanlar öncüdür, ön açıcıdır ve onların köylere kasabalara uzanıp sözlerine sahip çıkmaları gerekmektedir. Bu daveti esas muhatabına ulaştırma yükü omuzlarımızdadır; “kapı altından bildirimizi atıp kaçamayız” [2].
 
Yıllarca, her biri cesaret sahibi bireylerin cesur bir topluma tekabül etmediğini gösterdik. Bu dönüm noktasında, bu cümlenin kaderi, halkımızın da kaderi olacak.
 
(Devam edecek)
 
KAYNAK: KafkasEvi.com

Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Sitemap XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.103 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)