E-KAFKASYA
19 Mayıs 2012, 19:31 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: (¯`·._.· "E-KAFKASYA FORUM" Fesapş - Bziyla Şağaygua - Hoşgeldiniz ·._.·´¯)

 
   Forum Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: BUYRUN ;AŞK KONUŞALIM BİRAZDA !!!  (Okunma Sayısı 3437 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sowsýrýkua
Sowsýrýkua
Çiğ Damlası
*

Puan: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 143



Site
« : 01 Aralık 2007, 20:16 »
Konuyu bölYukarı git

İskender Pala ile Röportaj
O, "Gülle, bülbülle ve aşkla uğraşıyorum. Bu bana Rabbim'in bir lütfu.Tekrar dünyaya gelsem yine İskender Pala olmak isterim" diyecek kadar, mutlu ve hayatla barışık birisi. İskender Hoca'yla bu sayfaya sığmayacak kadar çok şey konuştum. İçlerinden 30 soruyu ve 30 şiir gibi cevabı ayırdım. O bir Divan-ı aşk icra etti ben de yazdım. Her soruda aşk var, her cevapta daha fazlası...

Aşk nedir, neye aşk denir?

Aşk bir sarmaşıktır ve en iyi bir tanımı da budur. Aşk kelimesinin kökeni de oradan gelir. Sarmaşık bir ağacı dıştan sarar, yemyeşil gösterir ama içten içe kurutur. Nice çınarlar, nice selvi boylular aşkın sarmasıyla içten sararmış kurumuştur, dışı yeşil görünür hâlâ.

Kaç çeşit aşk vardır?

Ne kadar güzel varsa, o kadar aşk vardır. Kitaplar aşkı, ilahi, mecazi ve beşeri olarak tasnif ederler. Üçü de aynı yerden çıkar aynı yere varır. Adı ne olursa olsun aşk, beşerin ve dünyanın yaratılışının sebebidir. Dünya aşk ile yaratılmıştır ve aşk üzerine döner. Aşk bir disk gibidir, döndükçe enerji üretir.
Zekayı da aşk kışkırtıyor galiba. Nice buluşlar, erkeğin kendini bir kadına fark ettirmesi uğruna yapıldı...
Aşk insana normalin üstünde, aleladenin üstünde fevkalade şeyler yaptırır. Aşk ayrıcalıklı bir haldir.

Aşk nasıl bulunur?

Birdenbire bulunur. Galip Dede, "Birdenbire bul aşkı, bu tufte (armağan) bulanındır" der. Aşk, bir bakıştan ibarettir ve anında bulunur. Çünkü o kalbin görüşüdür.

Aşk için çıkılan yol her zaman çok uzak mıdır?

Şöyle anlatayım... Bursalı Beliğ'in bir beyti var: Sakın sen kûy-i cananı, uzak dur sanma ey Mecnun.
Seher yola giren âşık, gece Leyla'da akşamlar (Sen sakın ola ki sevgilinin mahallesini uzaktır diye zannetme ey Mecnun. Daha seherde âşık olduğunda gece Leyla'da akşamlarsın. Baktığın, gördüğün, dokunduğun Leyla olur) Şimdi bu beyti başka türlü okuyalım.

Sakın! Sen küy-i cananı, uzak dur!
Sanma ey mecnun seher yola giren âşık, gece Leyla'da akşamlar. Böyle yazılınca, "Aşkı kolay mı zannediyorsun. Bu seher âşık olunca gece Leyla'da akşamlayacağını mı sanıyorsun" anlamı çıkar. Birincisi beşeri aşktır, ikinci ilahi aşktır.
Bir de büyü var.
Aşk'ın büyüsü nasıl görünür?

Aşktaki büyü, kendiniz olamamaktadır. Kendiniz gibi davranmadığınız zaman aşk sizi büyülemiş demektir. Sevgi büyü değildir. Sevgi, duygularımıza hakim olabildiğimiz noktaya kadar, olan şeydir. Büyüleyen kısım aşka varınca geliyor. Mecnunluktur, çılgınlıktır o nokta. Sen sen olmaktan çıkarsan, aşk başladı demektir.

Aşk bedeni nasıl kuşatır?

Bu, kalp ile zihnin örtüşmesidir. Kalbin, akla hakim olup oradan gözünüzü, kulağınızı, ihtiyatınızı kapladığı an aşk bütün genleri ve hücreleri kuşatmış demektir.

Bu noktada mı aşk'ın gözü körleşir?

Kördür evet. Siz bakarsınız ama gördüğünüz görmek istediğinizdir. Kalbin görmek istediğini görmeye başlarsınız. Çünkü aşk bir bakıştır ve güzelliği sadece siz görürsünüz. Leyla kara kuru bir kızdı ama Mecnun'un gözüyle bambaşkaydı.

Hasret aşk'ı ne kadar büyütür?

Sevgiliden ne kadar ayrı kalırsanız aşkınız o kadar büyük. Bugün tanışır, yarın kol kola gezerseniz aşk o kadar olacaktır. Üç ay ayrı kalırsanız büyür, askere gidersiniz çoğalır.
 
Gayret aşk'ın kardeşi olabilir mi?

Aşk, iki yönü olan bir gayrettir aslında. Sevgili için ve sevgi için gayret duymaktır. Sevgi için gayret, başkalarına sevgiliyi göstermemektir. Sevgili için ise, başkalarından sevgiliyi kıskanmaktır. Ve sevgili için bu gayret şefkatin ta kendisidir.

Allah'ın kullarına aşkında da aynı şey yok mu?

Allah-ü Teala'nın rahim ve rahman sıfatları da kuluna karşı şefkatidir.
 
Aşk bir hastalık mıdır ve birgün geçer mi?

Evet, bir hastalıktır ama bu reddedilecek bir hastalık değildir. Bu hastalığı ömründe bir kez geçirmeli insan... Gerçek aşk ise yarası kapanmıyor. Bugünkü ucuz ilişkiler değil tabiî. Aşkın yarası yanık yarası, kılıç yarası gibidir. Mutlaka kalpte izi kalır.
Niye, hep bu zamane aşkları küçümsenir?

Küçümsemiyorum, gerçek aşıkları bulduğumda da baştacı ediyorum. "Ben her bahar âşık olurum"u kabul etmiyorum. Her bahar ona âşık olduğum yerde onu beklerim, ona âşık olduğum anı her bahar yeniden çoğaltarak yaşarım diyorsa, o zaman tamam. Ama, her bahar planlanmış başka bir ilişkiyi aşktan saymam.

İnsan aşk'ın gerçeğini nasıl görür? İnsanın gerçeği kendini aşk'a nasıl gösterir?

Bunun için bir hilalin dolunaya dönüşünü düşünün. Önce hilal, sanki gözümüzün önünde bir kıvılcım gibi. Sonra sevgili yokken bir onu içimizde büyütürüz. Kimlik biçeriz, kişilik biçeriz. O şöyle yürür, şöyle konuşur, kahveyi şöyle içer deriz. Hilal gittikçe büyür, yarım ay olur sonra büyür dolunay olur. O anda, farz edelim ki evleniriz sevdiğimizle. Yani, aşk gerçeğiyle örtüşür. Sonra sorular başlar. Kadın, "sen benim sevdiğim adam değilmişsin", erkek de "sen benim sevdiğim kadın değilmişsin" demeye başlar. Çünkü aşk bir kişiliktir ve karşı taraftakini ilgilendirmez. Atilla İlhan bu yüzden, "ne kadınlar sevdim zaten yoktular" der. Biz kadınlar severiz, düşünürüz, onları konuştururuz, giydiririz..

Maşuk uğruna ölmek, aşkı ispatlar mı?
 
Aşkın ispatı için can vermek en kolay yoldur. Dirilip tekrar can verebilecek, yani aşkı için hergün ölmeyi göze alabilecek olan ise gerçek âşıktır.

Aşk'a âşık olan da âşık mıdır?

Evet, Fuzuli mesela. O, aşkın bizatihi kendisine âşıktır. Âşıklık tekil olunca zihinde büyütülen sevgilinin illa ki mücessem, ete kemiğe bürünmüş bir varlık olması şart değildir. O zaman aşkın kendisi gelip sevgili olur. O varlık cemal-i mutlak olarak kâinatı kuşatır.

Peki, aşk bir teslimiyet midir?

Evet, teslimiyettir ve hiçbir şekilde soru sormamaktır.

Vahiy aşkı nasıl anlatır?

Kur'an-ı Kerim'de aşk kelimesi geçmiyor. Muhabbet, Habibullah geçiyor. Aşk, muhabbeti kucaklayan ve onun çoğaltılmasını sağlayan bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Hiçbir kutsal kitapta, hadiste yasaklanmış değil. Çünkü dünya onun üzerinde dönüyor. Allah kendisini bilmemiz için, bize aşkı veriyor.

O zaman... Aşk'ı kalbimize Allah mı ilham eder?

Tabiî bu bir ilhamdır. Mutlak güzellik de o olduğuna göre neye âşık olursak olalım onun da çıkış noktası ve yükseliş derecesi Allah'tadır. Onun güzelliğinden bir nebzeyiz. Güneşe göre zerre, denize göre damla gibi.

Aşk tazelenir mi?

Sevgili her daim, aşıkını sınar. Bazen bir söz, bazen bir hareket bazen de bir "seni seviyorum" ile aşk tazelenir. Güzel söz, sadece güzel söz.

Ne zaman, aşk nefrete dönüşür?

Nefret aşkın bir parçasıdır. Çünkü aşk acıyla son bulur her zaman. Aşkın gıdası acıdır. Çok evlilik öncesinde mutluluk tüketildiği için, evlilikte sonra sadece acı kalır. En nihai acı ayrılıktır ve o da bazen nefrete dönüşür. Nefret, bütün değerlerin alt üst olduğunu ve aldatıldığınızı hissettirir.

Ve, o vakit aşk intikamla mı tanışır?

Eğer gerçekten aşk varsa asla intikam yoktur. Çünkü aşk, uğrunda ölseniz bile intikam almamaktadır. Nef'i "Zapt-ı ah eylemedir âşıka evvel çare. Ben ise âhsız aram edemem. Âh medet" der. Sevgilinin yaptıklarından dolayı beddua edemezsiniz, onun hakkında kötü bir şey düşünemezsiniz bile.
Gelelim dünyevi aşk'a. Oradan da uhrevi aşk'a...
Bazı mutasavvıflar "dünyevi aşk ilahi aşkın giriş kapısıdır" derler. Yani, önce Leyla sonra Mevla biçiminde.. Hep tartışılmıştır bu. Hep de tartışılacak. Emri'nin şöyle bir beyiti vardır:
Sufi mecaz anladı yâre muhabbetim Âlemde kimse bilmedi gitdi hakikatim (Sofu benim sevgiliye olan aşkımı ilahi aşk zannetti. Oysa gerçeğimi kimse bilmedi) Yani, şair komşu kızına aşık. İkisi de ah ettiriyorsa Leyla'dan Mevla''ya geçmek de mümkündür.
İlahi aşk avdet ettiğinde, dünyevi aşk pılıyı pırtıyı toplar gider mi?

Hayır. Hayır, hayır, hayır. Beşerdeki aşkın bizi [yasak]üreceği yer İlahi aşk ise, İlahi aşkın galebe çalması ile beşere haksızlık edilmiş olmaz. Sevdiğiniz insandan [yasak]rayıp yükseldiğinde dönüp ona bir daha bakmıyorsanız, İlahi aşk zaten olmayacaktır.
Ama bazen aşk tacı tahtı da terk ettiriyor...
Evet, İbrahim Ethem gibi. Çünkü dünya sultanı olmak, dünyalıktır. Gönül sultanı olmak uhralıktır. Aşk sınıf farkını da yok eder. Türk filmleri boşuna değildir.
Aşk'ın, aşkın noktasında yana yana, döne döne yok olmak mı var?
Pervane ile mumun hikâyesi. Aşkı anlatan en güzel örnek budur. Pervane ışığın etrafında dönen gece kelebeğidir. Işığa âşıktır o kelebek. Bu öyle bir aşk ki sevgilisinin etrafından hiç ayrılamaz, gittikçe çapı daraltarak döner. Döndükçe çember daralır, daraldıkça şevki artar. Hızlanır ve kucaklamak ister. Artık o cezbeden kurtulamaz. Bülbülün gül karşısında şeydalanması gibi. Öyle bir an gelir ki, o pervane sevgilisini kucaklamak ister ve kendisini bütün hızıyla alevin koynuna atar ve yanar.

Ondan sonra da mumun aşk'ı tezahür ediyor, değil mi?

Mum, içindeki can ipliğini yakmaya başlıyor. Gözlerinden yaşlar akıyor ve vücudu eriyor. O eridikçe gözlerinden akan yaşlar ayaklarının altında denizler oluşturur. Veee bir müddet sonra, can ipliği yanmaktan, vücudu erimekten bitap halde, kendi gözyaşlarında boğulur. Aşk, ikisini de mahvediyor. Ötesi var mı artık...

Aşkı hayatın bir yerinde bulmak insanın kaderi midir?

Biz aşkı arayan gözle bakarsak aşkı buluruz. Aşk bizi bulmuşa işte o kaderdir.
 
Peki, bir kitabı var mıdır aşk'ın?

Pek çok kitabı yazıldı. Mesela, Divan şairleri hep aşkın kitabını yazdılar. Ama hiç kimse bir formül getiremedi. Bu bakımdan aşkın kitabı yalan. Herkese göre bir aşk kitabı var. Benim aşkımın da senin aşkının da kitabı yazılamadı daha.
Aşk'ın iksirini imal etmek mümkün olsaydı, hekimler onun içine önce neyi katarlardı?
Herhalde nur'dan yapılırdı. Ama onu döveceğimiz havana üç tutam acı, üç tutam muhabbet ve daha neler neler, katardık kim bilir.
Röportaj-Mustafa Karaalioğlu


« Son Düzenleme: 01 Aralık 2007, 20:20 Gönderen: Sowsırıkua » Kayıtlı

"Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
Günler þu heyhulayý da er geç silecektir.
Rahmetle anýlmak edebiyet budur amma,
sesssiz yaþadým kim beni nereden bilecektir."
adige_work
Çiğ Damlası
*

Puan: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 63



« Yanıtla #1 : 01 Aralık 2007, 20:44 »
Konuyu bölYukarı git

Aşk ne yüce bir duygudur hissedebilene hissettirebilene... Aşk imiş her ne varsa alemde; ilm bir kıl u kal imiş... efsanelerde kalan hikaye anlatılarında kalan aşklara ne oldu neden yaşanmaz artık... Ateşin etrafındaki haleye pervane olan gönüller nerde.. Eyy zamane gençliği! neden  efsanelere konu olacak efsunlu aşka bu kadar uzaksınız  nedir sizleri düşündüren.. diye bilmelidir ki insan;
 
   Mende mecnundan füzun aşıklık istidadı var
   Aşık-ı sadık menem mecnunun ancak adı var


     Aşka dair görüşlerinizi bekliyorum haydi aşkla şevkle bir daha....

Kayıtlı
Sowsýrýkua
Sowsýrýkua
Çiğ Damlası
*

Puan: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 143



Site
« Yanıtla #2 : 01 Aralık 2007, 21:20 »
Konuyu bölYukarı git



İyiye güzele dair ne varsa herşeyii hoyratça tükettiğimiz ,gibi aşkında içini boşalttık maalesef, Ancak popüler kültürün bunca şatafatına rağmen  kıyılarda köşelerde hala o eski aşklardaki gibi kavrulan yanan hakiki aşıklar var günümüzde .
Ne mutlu o insanlara,



Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gâmım pinhan dutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı



                                    FUZULİ


Kayıtlı

"Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
Günler þu heyhulayý da er geç silecektir.
Rahmetle anýlmak edebiyet budur amma,
sesssiz yaþadým kim beni nereden bilecektir."
adigepiþaþe_19
Çiğ Damlası
*

Puan: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 210



« Yanıtla #3 : 01 Aralık 2007, 23:35 »
Konuyu bölYukarı git

öncelikle yüreğine sağlık :14: süper bir konu

 bir kitapta okumuştum diyorki yazar " güzel bir günün akşamında aniden kapım çaldı hay allah dedim bu saatte gelen kim olabilirki evde dağınık hazırda sunabileceğim bir şeylerde yok keşke gelen misafir haber verseydi en azından hazırlansaydım ona mahcup olmak istemem açmasamda kapıyı şimdi ayıp olcak gelen nasibiyle gelir napsamki????" ama geeln misafir çoktannn kapıyı çalmıştı ve kapının açılması için ısrar ediyordu ve kapı açıldığında gönül kapısından içeri süzülen AŞK idi.
 

  Benim çok hoşuma gitmişti gerçekten  öyle aşk bize sormadan gönül kapımıza dayanır bazen nasibiyle gelir bazende evde hazırlık olmasada ovar olan herşeyi yeyip bitirip gider....

Kayıtlı

yaþadýklarýmdan öðrendiðim bir þey var yaþadýmmý yoðunluðuna yaþayacaksýn hayatý.......
CircassianPrincess
.
Site Yöneticisi
Çiğ Damlası
*

Puan: 971
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2352


Wzidcasem Yipse Wufeğade.


« Yanıtla #4 : 02 Aralık 2007, 17:50 »
Konuyu bölYukarı git

İnsan muhayyilesinde mantığın yürütebildiği en eski an,evrenin ve daha sonra insanın yaratıldığı andır.Fakat var oluşun başlangıcından da kadim bir olgu vardır:Aşk…Çünkü aşkın varlığı,evrenin bile yaratılmasından önce gelir.Tasavvufi İslam anlayışına göre Yüce Yaradan,maşuk iken hem de aşık olduğu için tüm evreni yarattı.”Sen olmasaydın hiçbir şeyi yaratmazdım”dediği Rasul için tüm varlık,var oluşu tattı.Belki de iblisi de yoldan çıkaran da aşktı.Ancak kibri ve kıskançlığı,aşkının fıtratını bozarak sapkınlığa dönüştü ve “lain” olmasına yol açtı.

İnsanlar arasındaki ilk aşk,şüphesiz ki Adem ile Havva’da vücut buldu.Kur’an’da ,Tevratta ve İncildeki gibi Adem,yasak elmanın hatasını Havva’ya yüklemedi.Allah’tan hep “biz”i affet diye bağışlama diledi.Ve Havva’yı kendisinden ayrı bir nefs olarak görmedi.Cennetten kovulup Havva’sından ayrı kaldığında pişmanlığın yanı sıra ayrılık gözyaşları döktü senelerce.

Tarihte ilk aşk isyanı Kabil’le başladı der bazı kaynaklar.Ancak bu duygu aşktan ziyade iblisinki gibi kıskançlık ve kibrin hükmettiği bencilce bir duyguydu.

Ülkeleri fatihler fetheder.Ancak tarih,bir kölenin ülkeler fethedebileceğine de tanıklık etti Yusuf’un nezdinde.
“Yusuf” yazdı Züleyha,sayfanın ortasına.
Hala hitaptaydı kalemi,bir satır ileri gidemedi.
“Ah benim Yusuf’um,ah benim/ah senim”,dedi.
Başka bir şey diyemedi…
Züleyha Yusuf’a bir mektup yazmaya başlayınca
“Yusuf” diye başladı,”Yusuf” diye bitirdi.
Gördü ki hitaptan öteye geçemedi.
Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok
Ve Züleyha’nın lügatinde “Yusuf’tan öte sözcük yok


Yunan mitolojisinde de rastlarız kadim aşklara.
Thessalia’daki Peneus Irmağı’nın kızı Daphne’nin yıldızlar gibi parlayan gözlerine vurulan Apollon,kendisinden kaçan aşkını kovalarken Daphne’nin duası kabul olmuş birden.Uzun saçları yapraklarla kaplanıp bacakları kök salmış toprağın içine.Defne ağacına dönüşmüş güzel Daphne. Trakya kralı Oiagros’un oğlu Orpheus ile Eurydike,Eros ile Psykhe, antik Yunan’dan günümüze gelen,tarihin tanık olduğu masalsı aşıklardandılar.

Mısır medeniyeti,eski çağ medeniyetlerinin en büyüklerinden biri olarak bir büyük aşka da şahit etmiştir dünyayı.
”Sesi,istediği her titreşimi çıkarıp,istediği her dili kullanabildiği çok telli bir müzik aleti gibiydi” der Roma’lı ünlü tarihçi Plutharos,Kleopatra için.Kendisine aşık olan Roma’nın en güçlü adamı Sezar katledilince,cesur Marküs Antonius’u tanıdı ve Antonius’la büyük bir aşk yaşadı.Bu aşk,Büyük Roma tarihini bile değiştirdi.Aşkı yüzünden Roma’yı ihmal eden Antonius’a ordusu çok kızgındı.Sezar’ın yeğeni ve varisi Octavianus tarafından büyük bir yenilgiye uğratılan Antonius,intihar ederek Kleopatra’nın kolları arasında öldükten sonra Kleopatra da bu ayrılığa dayanamayarak kölesinin getirdiği incir dolu sepete saklı zehirli yılanı göğsüne bastırarak intihar eder.Bu olaydan sonra Octavianus,demokrasiyi yıkarak Roma’nın ilk imparatoru olur.Ve yine aşk,tarihin akışını değiştirir…

Leyla vü Mecnun,Ferhat ile Şirin,Kerem ile Aslı,Tristan ve İsolde,Abelard ve Heloise,Romeo ve Jüliet,dillerden kitaplara dökülür,sahnelere,filmlere konu olur vuslatsız hazin aşkları.Sonsuz bir duyguyu yalansız ve saf yaşayarak sonsuzluğa yazılmıştır adları.

“Aşkın ilk soluğu,mantığın son soluğudur.”der Antonio Bret.Öyle olmasaydı koskoca bir cihan padişahı şu cümleleri yazar mıydı bir kölesine: “Ruhşah’ım Hamid’in sana kurban ola,Cenab-ı Hallak-ı Alem,cal mahlukatın halikıdır.Bir kusur ile azap eylemez.Efendim sana bendolmuş bir kulunum.İster darp eyle,ister öldür;sana teslimim.Bu gece gel niyazımdır.Billaki sebeb-i illetim gözüm sürerek reca eylerim,kendimi zaptedemiyorum billahilazim” I.Abdülhamit’in kölesi Ruhşah için yalvarması,dayağı,ayaklarına kapanmayı bile göze alması, aşkının nefsinin,makam ve mevkisinin önüne geçecek kadar yüce olduğunu gözler önüne serer.

Kanuni Sultan Süleyman ülkeleri,biricik aşkı Hürrem ise Kanuni ‘nin gönlünü fethetti.Ülkenin ve sarayın tüm kadınları emri altında olan hükümdar,ömrü boyunca sadece kalbinin tek sultanı Hürrem’i sevdi.”Muhibbi Divanı”ndaki aşk şiirleri ve çıktığı çok uzun ve yorucu seferler sırasında yüreğinde hep özlemini hissettiği Hürrem sultanına gönderdiği aşk mektupları,şöyle dile getirir Muhteşem Süleyman’ın muhteşem sevdasını:

“N’ola baksam şem’i hüsnüne gönül pervaneveş
Dostum sen şem olacaksın aşıkım pervanedir.
Gülşen-i hüsnünde dil mürgün yine seyretmeye
Zülfünün ağında Muhibbi anın divanedir.”


“Para para para” sözünü tarihe geçiren ünlü Fransız imparatoru Napolyon bile aşk aşk aşk demiş kendisinden beş yaş büyük Josephine’i görür görmez.”Kalbim hiçbir zaman sıradan bir şey hissetmedi benim…Aşktan korumuştu kendini.Sınırsız bir tutku,onu alçaltan bir sarhoşluk uyandırdın sen onda”der Napolyon Josephine’e yazdığı mektuplarda.

1936 yılında tahta çıktıktan sonra kral ailesinden olmayan bir kadınla evlenerek, sevdiği kadın için taht üzerindeki tüm haklarından vazgeçtiğini açıklayan İngiltere prensi VIII.Edward da tahtı kardeşi VI.George’a bırakırken “ neyleyim sarayı neyleyim köşkü içinde salınan yar olmayınca” diye düşünmüş belli ki…
Aşıkta kalb zenginliği vardır,padişahda o bulunmaz.Onun için kırk derviş bir kilimde huzur ile oturur,yatar,kalkarlar da iki sultan bir dünyaya sığamaz.(Mevlana).

Dünya bir okul,insanlar da öğrecidir.Aşkla terbiye ediliyor nefsimiz ve yaşadığımız gerçek aşk,bize ilahi aşkın yolunu gösteriyor şüphesiz.Yaratılandan geçiyor yolumuz, Yaratan’a ulaşmak için.

“Aşk nedir?dediler Mansur’a.Sabredip bekleyin dedi.
Üç güne varmaz görürsünüz .Önce kollarını ayaklarını kestiler.
Her uzvu Aşk dedi.Astılar,bedenini o yine aşk dedi.
Yakıp küllerini nehre saçtılar
Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi”

                                                                          Nihal AKKUŞ(İl Gazetesi Köşe Yazısı)


Aşkı bulmak değildir önemli olan,onun hakkını verebilmek,yaşatabilmek ve arkasında durup sahip çıkabilmektir.
Bunun için de mangal gibi bir yürek gerekir ki o da çok az kimsede var...


Saygılarımla...

« Son Düzenleme: 03 Aralık 2007, 09:54 Gönderen: CircassianPrincess » Kayıtlı

khaberdey
Çiğ Damlası
*

Puan: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 40



« Yanıtla #5 : 02 Aralık 2007, 20:54 »
Konuyu bölYukarı git

iskender pala da nazan bekiroğlu da çok ceset bıraktılar arkalarında  :52: aman diyim. aşk-meşk, bozar adamı...

Kayıtlı
Bersis
Kofu Sait OZBEN
Site Yöneticisi
Çiğ Damlası
*

Puan: 1003
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1737


Life is Everythings!


Site
« Yanıtla #6 : 02 Aralık 2007, 23:23 »
Konuyu bölYukarı git

derin mevzular ah birde anlasam şu aşk dediklerinden ;)

Kayıtlı

Sowsýrýkua
Sowsýrýkua
Çiğ Damlası
*

Puan: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 143



Site
« Yanıtla #7 : 05 Aralık 2007, 00:59 »
Konuyu bölYukarı git

       BENCE...


* Gece gündüz seni düşünmektir         AŞK
*Yirmi şandaki hayale onbir yıl sonra senle kavuşmaktır,   AŞK
*Sana kavuşamasam da mutluluğun için bir ömür boyu dua edebilmektir      AŞK
*Normal bir insanken son bir yılda anormal davranışlar sergilemektir      AŞK
*Bir ömür boyu senle gülmek senle ölmeyi dilemektir       AŞK
*Çok küçük bir ihtimal dahi olsa sana kavuşmayı ümit etmektir      AŞK
*Senin tarafından boynuma geçirilmiş sıkılmayı bekleyen bir ilmektir      AŞK
*Yüce yaratandan öbür tarafta da aynı yerde olabilmeyi dilemektir      AŞK
*Uğruna can vermeye hazır olmaktır      AŞK
*Senden ve sana olan aşktan kimseye bahsetmemektir       AŞK
*Tatlı bir sözünle dünyanın en mutlu insanı olabilmektir       AŞK
*Kaç defa seni unutmaya çalışırken bunu hiç başaramamaktır      AŞK
*Senle aynı şiirde, aynı ülküde, aynı sevgide beraber olmaktır      AŞK
*Hasretinden kaç defa duvarları yumruklayıp sonra karşı komşudan o mahcubiyetle özür dilemektir.      AŞK
*Yanlışlıkla birkaç bayan arkadaşa senin isminle hitap ederek utangaç bir halde kalmaktır AŞK
*Bütün şarkı sözlerinde seni hissetmek bütün çiçeklerde seni hatırlamaktır       AŞK
*İsmine şiirler yazıp kimseyle paylaşamamaktır      AŞK
*Hüzün apartmanının her odasına her köşesine yirmi dört saat seni misafir etmektir      AŞK
*Aylardır çaresizlik içinde kıvranıp, yinede hayata tutunma gayretidir      AŞK
*Hem seni hayal edip hemde iş yaparken, dalarak mesai arkadaşını arama niyetindeyken yanlışlıkla Bölge müdürünü arayıp “vefasız bacanak nerelerdesin sen” deme gafletinde bulunmaktır       AŞK
*Beni sana yaklaştıran her yolda araçla hız yapıp radara yakalanıp ceza ödemeyi göze almaktır      AŞK
*Mevlana gibi  “ ben senim artık” diyebilme kıvamına gelmektir      AŞK
*Restauranttaki bir akşam yemeğinde masanın karşısında senin oturduğunu hayal ederek dalmak, bir lokma bir şey yemeden hesap ödeyip kalkmaktır      AŞK
*Sakin bir gece yarısı delicesine ismini avaz avaz haykırmaktır      AŞK
*İzlenen tüm siyah beyaz filmlerde seni hatırlayıp kavuşmayı hayal etmektir       AŞK
*Acısıyla tatlısıyla hayatı senle yaşamaya hazır olmaktır      AŞK
*Hasretinle çekilen acılara rağmen senden gelene gülümseyebilmektir      AŞK
*Aşkı bize miras bırakanların yaşadığı gibi kavuşamamaktır      AŞK
*Bir bedende iki kalp çarpmasını hissetmektir      AŞK
*Ve en önemlisi seni kaybetme korkusuyla yanaklara süzülen içten, ılık, iki damla gözyaşıdır
AŞK


sowsırıkua





Kayıtlı

"Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
Günler þu heyhulayý da er geç silecektir.
Rahmetle anýlmak edebiyet budur amma,
sesssiz yaþadým kim beni nereden bilecektir."
ADIGE ABREG
Çiğ Damlası
*

Puan: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 24



« Yanıtla #8 : 05 Aralık 2007, 01:52 »
Konuyu bölYukarı git

BENCE AŞK :
Beğeni,hoşlanma,güzellik,yakışıklılık çoğu kez kişiyi 'diğeri'ni bulduğu konusunda yanıltır.İlişkide çıkabilecek ciddi sorunlar,o ilişkide aşkın olmadığını kısa sürede gösterir.Aslında hayal kırıklığına uğratan aşk değildir,aşkımsı olan beğeni,çekicilik gibi duygulardır.Bu duygular zaman içinde etkisini yitirince,kişi aşkta hayal kırıklığı yaşadığını zanneder.Fakat gerçekte aşık bile olmamıştır.Kişilik çatışmalarında aşk sanılan bu beğeni duygusu zaman içinde yok olur.Bu kişilik çatışmalarının en belirgin özelliği ise çiftlerin sürekli birbirlerini suçlamasıdır.' sen öyle yapmasaydın ben de böyle yapmazdım' şeklinde uzar gider tartışmalar. Aşk böyle bir ilişkide doğamaz,doğmayan bir duygununsa ölmesi mümkün değilidr.

« Son Düzenleme: 05 Aralık 2007, 02:00 Gönderen: CircassianPrincess » Kayıtlı

Chetaw Ãrfan
cerkez19
Çiğ Damlası
*

Puan: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 10


« Yanıtla #9 : 05 Aralık 2007, 02:10 »
Konuyu bölYukarı git

ask her ınsanın yasamak ıstedıgı kımı yasayanların acı cektıgı, yasamayanların ise yıllar gecsede  karsılarında asıkları gorunce ıcını cektıgı bır duygu.   

Kayıtlı
pelin
sýpse
Çiğ Damlası
*

Puan: 100
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 71



« Yanıtla #10 : 05 Aralık 2007, 16:18 »
Konuyu bölYukarı git

     Zor bir konu aşk birde elektrik almak kavramını hiç anlamam tuhaf gelir. Ama gerçek sevgi sanırım bu resimdekiler 17 yaşından bu yana evliler ikiside 104 yaşında ve 87 yıldır evliler...

Kayıtlı

Ulu çamlar fýrtýnalý diyarlarda yetiþir.
paukaf
Çiğ Damlası
*

Puan: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 90



« Yanıtla #11 : 05 Aralık 2007, 18:14 »
Konuyu bölYukarı git

Aşk Bir Çerkes'in Bir Çerkes ile Evlenmesi Ve Ömürlerinin Sonunda Aşağıdaki Pozu Verebilmeleridir



« Son Düzenleme: 05 Aralık 2007, 18:23 Gönderen: paukaf » Kayıtlı

NARTKAN
Çiğ Damlası
*

Puan: -1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 133


« Yanıtla #12 : 06 Aralık 2007, 02:45 »
Konuyu bölYukarı git

Aşk,...

Belki evet der diye bir ömür boyu beklemeyi göze almaktır...

Karşılıksız olduğunu bile bile birgün karşılık bulacağını ümit etmektir...

Bir gün karşına çıkan hayallerindeki prensesin bir peri kızı gibi sadece bir hayal olmayacağını ümit etmektir...

Beklemektir aşk beklemek...bıkmadan usanmadan...umutla!!!

"Ne hasta bekler sabahı,
 Ne taze ölüyü mezar
 Ne de şeytan bir günahı,
 Seni beklediğim kadar..."




Kayıtlı

Gosenay
Çiğ Damlası
*

Puan: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 77



« Yanıtla #13 : 06 Aralık 2007, 13:10 »
Konuyu bölYukarı git



 :016:

Kayıtlı
adige_work
Çiğ Damlası
*

Puan: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 63



« Yanıtla #14 : 06 Aralık 2007, 18:08 »
Konuyu bölYukarı git

hani eleştirmek gibi olacak ama olayı biraz saptırıyor gibiyiz değil mi goşenay hanım  :027: yani bu kadar acıtasyona gerek yok gibi yani güzel bir video ama ayrılık acısını anlatıyor gibi geldi aşktan ziyade konun ilk başlangıcında İskender Pala sanırım beşeri aşktan ziyade ilahi aşkı vurgulamak istemiş... birde eskiler derler bir kalpte iki aşk olmaz bilmem yanılmışlar mı???

Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Sitemap XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.143 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)